Polonyalı şair, ressam, film/tiyatro yönetmeni ve yazar Lech Majewski’nin filmi Angelus, yarı kurgu yarı gerçek bir hikayeye dayanan, hayal ile gerçeği ayıran çizginin inceldiği bir yapım.

Gerçek olay şu ki; 1920-1960 yılları arasında, bugün topraklarının bir kısmı Çek Cumhuriyeti’nde, bir kısmı Almanya’da kalan Silezya’da (Polonya) [link] “Janow” diye adlandırılan bir okült komün yaşamıştır.

Tam 40 yıl süren bu komünü popüler kılan ise, üyelerinin yaptığı resimler olmuştur. Teofil Ociepka ya da Erwin Sowka gibi, komünün belirli üyeleri, yaptıkları resimlerle uluslararası bilinirliğe ulaşmıştır. Film de tam buradan yola çıkıyor ve gayet net biçimde taraf olup, şiirsel, metafiziksel anlayışın, hayalgücünün savunmasını yapıyor. 1950’lerin başlangıcında geçen filmin kahramanları, gizem, evrenin bilinmezliği ve yüceliğinin peşinde koşarken, materyalist ve totaliter yönetime karşı insaniyetin tarafında yer alıyor.

Janow Komünü ve evrenin sırrını çözmek

1920’li yılların başlarında Silezya’da Liczyrzepa gibi dağlarda dolaşan ruhlara ya da Utopce gibi sularda yaşayan iblislerin varlığına inanan çok sayıda insan vardı. Yerel halk pasapsikolojiye ve ezoterik inançlara yoğun ilgi duyardı. Böylece ressam ve aynı zamanda madenci Teofil Ociepka, öğrencileriyle birlikte bu bölgede ruhani arayış ve çözüme ulaşacağına inanarak bir komün kurdu. Yaptığı resimlerle birlikte ruhun derinliklerine inip metafiziksel aydınlanmaya ulaşacağını düşündü. (Gerçi komünün kurucusu olan bu ressam, Tadeusz Dobrowolski’nin eleştirileri yüzünden henüz 1930 yılında resim yapmayı bırakmıştır. Bir söylentiye göre ise, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında, ortasında ve sonunda resim yapmıştır, sadece.)

Böylece, savaşı takip eden güz mevsiminde, Otton Klimczok isimli aktivistin gelişiyle birlikte Janowska Grubu Paweł Wróbel, Leopold Wróbel, Ewald Gawlik, Eugeniusz Bąk, Paweł Stolorz, Erwin Sówka, Gerhard Urbanek, Antoni Jaromin, Bolesław Skulik’ten olışan komün üyeleri tarafından kurulmuş oldu. Gawlik dışında hepsi eğitimsiz ressamlardı, amatördü.

Grup, eserleri ile ünlenirken, ruhani huzurun peşinde yıllarca (kültürel bir plandan uzak olup kendilerine göre bir kültür yaratarak) varlığını 1970’li yıllarına başlarına kadar sürdürmüş. Sonrasında ise, çeşitli politik ve duygusal farklılıklar ile önemli bir üyenin intiharı sonrasında ayrılmışlar.

Grubun ilginç yanı, bize göre, günlük hayatta madenci kasabasında yaşayan bu insanların br yandan metafiziksel arayışın peşinde bu derece yoğunlaşarak hayatlarını devam ettirmeleridir. Bir yandna paradoks gibi gözüken bu durum aslında cesaretli, anısı bugün hala süren önemli bir direnişe işaret etmekteydi, modernleştirilen, tek tipleştirilen ve materyalistleştirilen insanlığa karşı, renkli fantastik resimlerle birlikte, çok kültürlü, farklılıklara rağmen birlikte yaşayabilen bir toplum biçimi. Özgür ama diğerine zarar vermeyen, bu dünyanın farkında ama hayalgücünü savunuyor.

Janow Komünü resimlerinden örnekler:

Angelus: Film ve hayal

Film de bu komün topluluğa odaklanıyor ve gerçeklerden yola çıkıp kurgusal bir hikaye ile, yine aynı savunmayı yapıyor. Okültizm, simya ve Silezya inançlarının peşinde olan grup, Stalin dönemine, dünyanın gidişatının yanlışlığının da farkında olup kendilerine metafiziksel bir yaşam alanı yaratıyor. Tabi çok geçmeden, yaptıkları, Stalinizm’in yoğun etkisini yaşayan Polonya Halk Cumhuriyeti yöneticilerinin dikkatini çekiyor. Filmdeki hikaye de, hem sistemin hem de komün üyelerinin paradokslarından oluşturuluyor. 2000 yılında Lech J. Majewski tarafından yapılmış olan Angelus, kimi zaman ağır anlatımıyla hızlı olay örgüsü/hızlı sekanslara alışık izleyiciyi zorlayacak olsa da, görüntüleri ve hikaye anlatımıyla birlikte, izlenmesi elzem bir çalışma.

Angelus: Dali’nin takıntısı

“Angelus domini nuntiavit mariae / Tanrı’nın meleği Meryem’ e (İsa’yı) müjdeledi”

Jean-François Millet’nin (1814-1875) Angelus isimli tablosunda da resmedildiği gibi, Tanrının İsa’nın bedeninde ete kemiğe bürünmesini müjdeleyen bir sabah duasıdır Angelus ve Milelt de, tablosunda sabah vakti bu duayı söyleyen çiftçileri gösterir.

Salvador Dali de, bu tabloya hayrandır. Tablonun sayısız kez farklı versyonlarını yapmıştır. Oysa Dali’nin iddiasına göre, Millet’nin resmindeki çift ekinleri için Tanrı’ya şükran duasında bulunmuyordur aslında. Dali’ye göre ortadaki sepetin arkasında bir çocuk tabutu vardır! Buna göre çift, ölmüş çocukları için dua etmektedir. Ayrıca tablodaki kadın aslında kızgındır ve çiftin arası iyi değildir. Dali tabloya x-ışınları tutulsa sepetin ardındaki tabutun görülebileceğini iddia etmiştir. Dali de bunu baz alarak çeşitli resimler yapmıştır. (Dali’nin de ölmüş bir kardeşi olduğundan ve ismini de kardeşinden aldığı gerçeğiyle birlikte bu konulara takıntısı olduğu bilinmektedir.) İşin ilginç yılı, uzun yıllar sonra Millet’nin tablosuna x-ışınlarıyla bakıldığında, gerçekten de sepetin arkasında çocuk tabutu olabilecek bir diktörgen olduğu, önce onun çizildiği görülmüştür. Dali, tablonun ardını “görmüştür”. [Kaynak – Influences in the Life of Salvador Dali – 2001 ]

Jean-François Millet-Angelus Salvador Dali
Salvador Dali Salvador Dali
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page