Hepimiz yardımcı astronotluk kursuna girebilmek için oradaydık. Yaklaşık otuz kişiydik. İçeri ilk giren arkadaşımızı heyecanla bekledik. Çıktığında içerde ne olduğunu sorduk. Ellerinin baş ve işaret parmakları yardımıyla büyükçe bir daire yaptı ve “Böyle bir delik var!” dedi. İçinde ne olduğunu sorduk. “Bok var!” dedi ve çekti gitti. Görüşme herhalde kötü geçmişti. Sonrakiler de memnuniyetsiz ayrıldılar. Kimisine paralel evrenlerle ilgili bir şeyler sormuşlar, kimisine de astronomiyle ilgili bir şeyler. Bazılarına Neptünce çeviri yaptırmışlar, bazısına da Jüpiterce şarkı söyletmişler.

[sws_pullquote_left] “Seni bu işe neden almalıyız?” diye sordular. Tüm özelliklerimi sıraladım: Su geçirmem, paslanmam, kurşun işlemem, hüzünlenirim ama gözyaşı dökmem… [/sws_pullquote_left] “417 K!” diye seslendiklerinde içeri girdim. Benden ilk olarak fıkra anlatmamı istediler. “Uranüs’te bir mezarlığa uzay gemisi düşmüş. Enkazdan dört yüz ceset çıkarmışlar” dedim. Üç kişiydiler. Kenardakiler güldüler ama ortadaki ifadesini hiç bozmadı. Zaten görüşme boyunca buz adam gibi durdu öyle. Soruların çoğunu da o sordu. Mezuniyetten bu yana neler yaptığımı anlatmamı istedi. Kalite Kontrolcülük, Yardımcı Mühendislik, Dünya – Mars hattında kondüktörlük. Çok da tecrübem yoktu yani. Neden bu işi istediğimi sordular. Bir an için duraksayınca kendimi bu işin neresinde gördüğümü sordular. Kendimi yardımcı astronot olarak o kıyafetlerin içinde hayal edebildiğim belirttim. “Yükselebildiğim kadar yükselmek isterim. Önce yardımcı astronot, sonra astronot, ondan sonra astronot öğretmenliği…”

Önlerindeki bilgisayarlara not alırken sözümü kestiler ve babamın nereden emekli olduğunu sordular. “SSK” deyince soldaki adam alaycı bir hırlama çıkardı. Onu yolda görsem üstüne tükürüp kaçardım diye düşündüm. Ortadaki adam ifadesini hiç bozmadan “Emekli olmadan önce ne yapardı demek istedim?” “Uzay gemileri için kapı üreten bir fabrikada işçiydi.” Bu yanıtı verirken babamın nereden emekli olduğu sorusuna hiçbir zaman ilk seferde doğru yanıtı veremediğimi hatırladım. Bu tür olaylar bana hep sürümümün eskidiğini veya devrelerimin bakıma ihtiyacı olduğunu hissettiriyor. Ana bilgisayarımda bazı parçaların işlevini yitirmeye başladığını da düşünüyorum.

“Seni bu işe neden almalıyız?” diye sordular. Tüm özelliklerimi sıraladım: Su geçirmem, paslanmam, kurşun işlemem, hüzünlenirim ama gözyaşı dökmem, analitik düşünür ve görev bilinciyle hareket ederim.” Pi Sayısı’nı son basamağına kadar ezbere bildiğimi de söyleyecektim fakat bu devirde öyle matah bir özellik değil bu.

Elimdeki kitabın ne olduğunu sordular. Sanki elimde olduğundan haberi yokmuş gibi sayfalarını çevirdim ve “Ah, bu mu?” dedim. “Galaksinin Ücra Bir Köşesinde Üç Işık Yılı Beş Gezegen Yolu.” Şaşırdı ve “O kitabı okumak için geç kalmadın mı?” dedi. “Bu millet Planetysses’i kaç yıl sonra okudu, biliyor musun?” dedim içimden. Dışımdan da “Tüm kitapları okumaya geç kalmış olabilirim.” Biraz durduktan sonra da “Aslında herhangi bir kitabı okumak için geç kalmış sayılmayız.” dedim.

Geldiğim için teşekkür ettiler ve daha sonra galaktikposta yoluyla tekrar ulaşacaklarını söylediler. Eve döndüğümde posta gelmişti bile. İşe kabul edilmemiştim. Karşıma çıkan başka işlere başvurdum ben de. Şimdi Androidler için elektrikli koyunlar üreten bir fabrikada operatör olarak çalışıyorum. Keyifli iş olsa da onlara dokunurken bazen hüzünleniyorum. Bazen onlara bakarken kendi kendime reset atacak gibi oluyorum. Şimdilik tek sorun bu gibi ama başka bir iş bulduğumda çıkarım herhalde.