Olayımız küçük kameradır abiler! André Kertész gözlerini ufaltıp 1912’de fotoğraf çekmeye başladığında, 1925 yılında piyasaya ilk kez sürülen 35 mm’lik Leica, sadece O’na gönderilmiş bir ilahi bir hediye gibiydi. Her kutsal nesne kendi mesihini buluyorsa, Kertész de kendi asası gibi hissettiği kamerasıyla mercekten gördüklerini eğip büktü. Derinlik ve perpsektifi değiştirip gören, gördüğünü böyle büküp aktaran Kertész, bir tramplende zıplar gibi, buzdolabında olduğu halde eriyen dondurma gibi yaydı nesneleri, eşyaların dolaba atıldığı gibi tıkıştırdı, sıkıştırdı gördüklerini.

1894’te orta halli bir Macar ailede, Budapeşte’de doğduktan sonra, 14 yaşındayken babasını kaybeden fotoğrafçının, amcasının sorumluluğu altına girip de ilk iş deneyimini Budapeşte borsasında yaşamasının izahı burada yapılamaz.

Fotoğrafçının hayatı dörde ayrılabilir: Birinci dünya savaşında, orduda yer alırken çektiği fotoğraflar da dahil olmak üzere Macaristan dönemi. Paris’e kendini atıp bağımsız fotoğrafçı olarak çalıştığı dönem. Daha sonra 1928 yılında Leica ile tanışması ve Paris’in günlük hayat anlarına, görüntülerine odaklanması. 1936 yılında New York’a taşınıp, Look, Harper’s Bazaar, Vogue gibi belli başlı dergiler için fotoğraflar çekerken, ikinci dünya savaşına yakalanınca bu kentte kaldı. 1985 yılında Beşinci Cadde’deki evinde, 28 Eylül’ün akşam saatlerine fotoğraflarındaki gibi, sessizce, sakince yaşama veda etti.