Walter Benjamin, “XIX. Yüzyılın Başkenti Paris” isimli yapıtında Pasajlar’ın ortaya çıkmasının ilk koşulu diye artan tekstil ticaretini işaret eder. Lüks mal ticaretinin merkezlerinden olan pasajların oluşması için aynı zamanda demirin de ortaya çıkması gerekir. İlk dökme demir tekniklerinin ortaya çıkmasıyla, bir yapı malzemesine kavuşan mimari, tasarıma yönelir artık. Demir taşıyıcıların öncüsü olan ve lokomotifler için inşa edilen ray, monte edilebilir ilk demir parçasıdır. Tüm dünyada yaygın olan, … Demiryoluspor namlı futbol kulüplerinin tarafında olduğumuzu unutmadan, 31 Ocak 2013′de Gaziantep’te bir demir çelik tesisinde patlayan buhar kazanı yedi işçinin yaşamına son verdi. Ne diyorduk? Walter Benjamin ve trenler, pasajlar ve buhar kazanları. Benjamin’in Pasajları’nda dolaşan flanör, tüm bu mal zenginliği içinde, dükkanlara vuran ışığın aydınlattığı pasajlara dair övgüleri duyar. Aydınlatma çoğaldıkça, devletin suçluları takip kabiliyeti artar. İzlenirlik ve görünürlük kolaylaşır. İnsan şeffaflaşmaktan hicap duymuyorsa, bize susmak düşer. Modern Pasajlarımız AVM’lerde yoğunlaşan toplumun, arkaplandaki uğultuyu bastırsın diye şarıl şarıl akan sularının bile engelleyemediği gürültüde, lüks dükkanlar ve malların arasında gezinen flanör gibi, doymaz bir tavırla sürekli akan içerik kalabalığının arasında geziniyoruz. Herkes, her yerde gözükmek istiyor. Herkes, her yerde ismi geçsin istiyor. Görünür olmanın sıradanlaştığı dünyada, boşlukların bize bıraktığı, yüz vermediği bir alanda kendi tohumumuzu eker, kendi mahsülümüzün kıtlığında çırpınır olduk. Baudelaire, “Herşey benim için alegoriye dönüşüyor” diyordu. Her şey, bizim için trajediye dönüşüyor. Georges Perec, sigarasını orta parmağı ve yüzük parmağı arasında tutup içermiş. Cemal Süreya altı yaşındayken ailesiyle birlikte, Dersim Kürt isyanlarının ertesinde, Bilecik’e sürgün edilir. Trene bindirilmelerini hatırlar. Korkuyordur. Büyükannesi rahatlatmaya çalışır onu, “Göçmeniz biz” der, “Yer değiştiriyoruz.” O tren, jandarmalar eşliğinde yük vagonlarına tıkılan insanları belirli bir noktaya varmayan yolculuğa taşımıştır. O trende, Cemal Süreya ailesini, çocukluğunu kaybeder. Sonra şiirlerinde, garlar ve trenlerde yükünü hafifletmek isteyerek geçer ömrü. Marguerite Duras ise, 2027 yılında hiçkimse artık bir şey yazmayacak kehanetinde bulunmuştu. Sabırsızlıkla o anı bekliyoruz. Çünkü, bu gelip geçen trenleri, pasajda dolanan flanör gibi izledikçe biz de “Bu kadar kitap bizi barbarlığa götürecek,” diye düşünüyoruz. Proscenium Arch, Oulipo, Wes Anderson,  Bibi-la-Purée ve şemsiye kovalayan aylaklık hikayesi, sığınağını kitlede arayan flanörün yansımasından mıdır bilinmez, sıkıntımızı kullanıcı hesaplarında, içerikte boğmaya çalışıyoruz. O trenden atlayıp, raylar üzerinde dengemizi bulup, bir başka trene yöneliyoruz.

Siz de, ürettiklerinizi gönderin, kolektif dertlenelim. Anahtar kelimeler: “grotesk, okült, iblis, karanlık, çürüme, saykodelik, Şizofrengi, Ben deli miyim acaba?”