borges1.gifİnsanlığın yazgısı unutmak diye buyurmuştu tanrılar. Şimdi her şeyi hatırladığımız bir çağda, unutmanın güzelliğini hatırlamaya çalışıyoruz.

Yanınızda taşıdığınız Ipod’unuzda bir kütüphanedeki tüm bilgileri taşıdığınızı hayal edin. Artık kolay değil mi? Hayal etmenin artık çok zor olduğu bir çağdayız evet. Ancak, IBM’den Stuart Parkin’in 90’lı yıllarda geliştirmeye başladığı MRAM (Magnetic Random Access Memory ) ile dünyanın en küçük hard diskine en yüksek miktarda bilgiyi depolayabiliyoruz.

Ancak, gittikçe daha büyük miktarda bilgiyi depoladığımız, Google’ın milyarlarca internet sayfasını indekslediği, İnternet arşivinde artık varolmasa da ulaşılabilir sayısız bilgiye ulaştığımız ve her yanımızın görsel “unutmamaya” boğulduğu bir dönemdeyiz.

Belki de insanoğlu, tarihte ilk defa, bazı şeyleri de keşke unutsak dediği bir noktaya ilerliyor. Tarihi kaydetmeye başladığımız ilk andan itibaren, unutmaya karşı sayısız yol geliştirmek ve hatırlamak üzerine sayısız çalışma yaptıktan sonra, şimdi, 2007 yılından itibaren, bu defa hatırlamak değil de, unutmak için çalışmalar yapılmaya başlanıyor. İnsan, değişiyor.

Bu kadar büyük miktarda, gerekli-gereksiz bilgiyi, sayısız resmi gözümüzün önüne hızla getiren bu sistem, insanı korkutmaya başladı.

borges2.jpgJorge Luis Borges, bir hikayesinde, tanrı tarafından kendisine bir armağan verilen adamı anlatırdı. Bu armağana göre adam, sonsuz bir hatırlama yetisine sahip oluyordu. Hikayenin sonunda adam her şeyi durmadan hatırlamaktan olacak, bu armağan nedeniyle felç oluyordu. Çünkü insan, bazen unuttukça daha mutlu olur ve insan beyninin mükemmelliği, gereksiz olanı unutmakta yatar. Oysa çılgınlaşan teknoloji, devamlı güncellenen internet sayfaları, hızla akıp giden bytelar size, bize unutma şansı vermiyor ve insanlık, aynı anda çıldırıyor.

Herkes aynı anda google’ mail atıp, belirli bilgilerin kaldırılmasını talep etse de, bir yerlerde tüm bilgiler saklanıyor ve bilginin biriktirilme şekli, neredeyse kendisinden önemli hale geliyor.

Bir yanda tüm bu devasa bilgiyi saklamanın maliyeti dururken, öte yandan bu devasa bilgiyi “indirmenin” maliyeti de oluyor. Kişiye göre gerekli bilgiyi yine kişiye göre gereksiz bilgiden arındırmanın, analizini yapmanın maliyeti de büyürken ayrı bir iş kolu oluyor.

Şimdi, belki de, sakince oturup, başta Google olmak üzere teknolojiyi daha yavaş ve daha nadir kullanma zamanı. Belki de insanoğlu başta nükleer silahlar olmak üzere bazı yaptıklarını nasıl tamamen unutacağının formülünü bulmalı ama, bu sistem, unutmanıza izin verir mi?