Türkiye’de ve diğer ülkelerde hızını artıran din ve siyaset kaynaklı ölümlerin, öldümlerin, patlamaların, vurulmaların, vurumların ve parçalanmaların ağırlığı altındayken, Ali Teoman’ın yeterince öne çıkmayan o eşsiz romanına “Karadelik Güncesi”ne döndük. İslam ile modern zamanların, geçmişin, kolektif çılgınlığın ve başka birçok detayın çılgıncasına fink attığı bu aşkın ve coşkun romandaki grotesk Şazinuş Stigma’nın tiradından bir kısmı, deliren bir dünyada yeraltında konuştuğu kısmı, halimize ve duygumuza belge nihayetine buraya alıyoruz. Kanlı ve utanmaz bir karamizahla, zamanımızın kıyametine paralel, ipince bir dil ve kurgu ustalığının neticesi olan “Konstantiniyye Üçlemesi”nin ikinci kitabından geliyor. Ali Teoman, sen bize, biz onlara.

 

Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için! Ve pîr aşkına, bir daha! Ey ateş yiyiciler, ey demir yutucular, ey su soğurucular, ey alev osurucular! Ad kavmi, Nuh kavmi, Lut kavmi ey! Sizi göt gözlü Kıtmir’imin kızıl yalımıyla vuracağım! Evet, gözlerimde yaşlar var, ama merak etmeyin, sizler için ağlamıyorum, kanlı gözyaşlarım sizler için seller gibi akmıyor, akmayan gözyaşlarım günün birinde içinde boğulacağınız görksüz bir tufan olmayacak! Hey, hop, arabacı! Şuradaki pis bıyıklıyı ez! Hayır, onu değil, şu suratı çiçek bozuğu olanı! Çiçekleri bozamasın bir daha! Ve şu şiş göbekli bok çuvalını da! Yüzünün ifadesini hiç beğenmedim, baksana, nasıl da iştahla seğiriyor gözü! Dergilerdeki fotoğraflara bakarak gizli gizli otuzbir de çekiyordur bu! Ve hazır elin değmişken, bir de şuradaki saçı boyalı olanı! Evet, evet, onu, görüyor musun, kıçının ağıran kıllarını bile nasıl ithal malı saç boyasıyla boyamış genç görünmek için! Gençmiş, hah, götümün genci! Sen hiç genç olmadın ki, düdük, ne şimdi, ne önce, ne başka bir hayatta, ne de başka bir boyutta, hiçbir yerde, hiçbir zaman! Bazıları böyledir işte: Büyük doğup büyük yaşayıp büyük geberip giderler ve çok şükür nihayet emr-i hak vakî olup kabre girdiklerinde, büyük bir bok yığınına dönüşür çürüyüp kokuşan cesetleri! Ve o bok yığını ki en zavallı karaçalıya bile gübre olamaz! Bok yığını dedim, evet, ve bu bir iltifattı! İnanın ki çok latif bir iltifattı! Sövgülerimi, hakaretlerimi, aşağsamalarımı, küfürlerimi sonraya saklıyorum! Hakkım bakidir! Çatal dilimi usul usul biliyorum vicdanımın yağlı bileyi taşında! Zağını almıyorum mahsus, vakti geldiğinde daha iyi yırtsın diye yüreklerinizi! Ama sizde yürek varsa tabii! Boynunuza dolanan yağlı bir kement olacak ilenmelerim! Kakışık kargışlarım içinizi yakıp kavuracak! Hepsi sizin için insanlar, insan suretleri, insan müsveddeleri, ey insan kardeşlerim! Kardeş diyorum, hah-hah-ha, kardeş! Siz ve ben kardeşiz, düşünebiliyor musunuz, kankardeşi! Kanlarımız birleşti ve kanka olduk! Kana girilir, kan akıtılır, kan içilir, kan çıkartılır, kan kusturulur, kan ağlatılır, kan güdülür, kan dökülür, kan emilir, kan aranır, kan kaybedilir, kan verilir, kana susanır, al kanlara boyanır, hatta kimi zaman göz göre göre kana ekmek doğranır! Ama mutlaka kana kan istenir, kana kan! Kan ki hiç durmayan, hiç soğumayan, hiç azalmayan, hiç yoğuşmayan, damarlardan kalbe, kalpten damarlara akan, hep akan, sürekli akan kan! Kanlımsınız, bunu bilin, dünya âhiret iki elim yakanızdadır! Kan, akışkan özü ölümlü ruhumuzun! Ölümsüz bedenimizin en sefil safrası, kan! Bağırır, inanın ki bas bas bağırır! Kardeşimin… kanı… topraktan… Duyuyor musunuz? Kanın uğuldayan sesini duyuyor musunuz? Açın kulaklarınız ve dinleyin! Duymuyor musunuz, ey sağırlar, işitmiyor musunuz? Görmüyor musunuz, körler ey? Ey dilsizler, neden suspus oturup duruyorsunuz süt dökmüş kediler gibi? Ey topallar, ey çolaklar, ey kamburlar, ey ilezeler, ey çopurlar, ey kemçikler, ey sokurlar, ey dişsizler, ey kaşsızlar, ey kirpiksizler, ey kulaksızlar, ey burunsuzlar, ey dudaksızlar, ey damaksızlar, ey parmaksızlar, ey taşaksızlar, ey keller, ey köseler, ey cüceler, ey yücelerden yüceler, ey salyalılar, ey sümüklüler, ey çipiller, ey siğilliler, ey sıtmalılar, ey veremliler, ey raşitikler, ey epileptikler, ey cüzamlılar, ey şark çıbanlılar, ey basurlular, ey mayasıllılar, ey suratı lekeliler, ey çenesi göt gamzeliler, ey kuduzlar, ey uyuzlar, ey uyuntular, ey uyuşuklar, ey mıymıntılar, ey sapısilikler, ey meymenetsizler, ey nursuzlar, ey gözleri felfecir okuyanlar, ey gözünün feri sönükler, ey yere bakıp yürek yakanlar, ey dazlak kafasına peruk takanlar, ey kekemeler, ey pepemeler, ey hımhımlar, ey kemkümler, ey hırıltılılar, ey üfürtülüler, ey kısık sesliler, ey tıknefesliler, ey pabucu büyükler, ey bir taşağı öbüründen küçükler, ey sıkıntılılar, ey tutaraklılar, ey öksürüklüler, ey tıksırıklılar, ey kuşbeyinliler, ey beyinsizler, ey akılsızlar, ey fikirsizler, ey duygusuzlar, ey hissizler, ey vicdansızlar, ey insafsızlar, ey düş yoksunları, ey us fukaraları, ey kuşku kumkumaları, ey fitne fesat yuvaları, ey bilisizler, ey bilgisizler, ey bilgiçler, ey bilirbilmezler, ey ödlekler, ey yavşaklar, ey zibidiler, ey kendini beğenmişler, ey ukalalar, ey dallamalar, ey daltabanlar, ey dalyaraklar, ey dalgacılar, ey hasutlar, ey anutlar, ey sulular, ey sulugözlüler, ey osuruğu cinliler, ey osuruklular, ey götü boklular, ey sıçırganlar, ey kabızlar, ey iktidarsızlar, ey göttenbacaklılar, ey götoşlar, ey götlekler, ey götlaleleri, ey götverenler, ey kendini götten düzdüren götoğlanları, ey göt oğlu götler, ey göte bile rahmet okutacak derecede karaktersiz, tıynetsiz, cibilliyetsiz, şerefsiz onun bunun çocuğu it oğlu itler, ey nesebi gayrı sahihler, ey ne idüğü belirsizler, ey hırsız uğursuzlar, ey ip kazık kaçkınları, ey babasını bir meteliğe satanlar, ey öz anasıyla yatanlar, ey bilmemnelerin bilmemnelerinin bilmemneleri, ey bilmemnerenin bilmemnesini bilmemne edenler, ey bilmemnenin bilmemnesine bilmemne olanlar! Ey! Eeey! Eeeeeeey! Size söylüyorum, evet, size! Yanlış duymadınız! Sözlerim başkasına değil, sizedir! Üzerinize alının! Hanya’yı Konya’yı anlayacaksınız! Elinizin körünü göreceksiniz! Size süpernovayı göstereceğim! Süpernovanın ne olduğunu öğreneceksiniz. Hepiniz, hepiniz, tek tek ve hepbirlikte herbiriniz! Bir tekiniz bile paçayı sıyıramayacak, birinize bile ayrıcalık tanınmayacak, herbiriniz kendi bacağından asılacak! Kıtlığınıza kıran girecek, ocağınıza incir ağacı dikilecek, dölünüz kuruyacak, soyunuzun sopunuzun esamisi okunmayacak! Bana sayıyla mı verdiler lan sizi? Sayıyla mı verdiler? Bir mi, üç mü, beş mi, kaç? Söyleyin bana, şunun şurasında kaç kişisiniz? Yüzler mi, binler mi, milyonlar mı? Milyarlarca mısınız yoksa, söyleyin, hamamböcekleri gibi? Öyle misiniz? Milyarlar mı? Güzel! Haşaratsanız eğer, haşarat gibi darı suyu ekilmeli dibinize! Haşarat, haşaratlığını bilmeli! Kulaklarınızı açıp dinleyin şimdi! Kulaklarınızı açıp çok iyi dinleyin! Kardeşimin kanı topraktan bağırıyor! Kardeşimin… kanı… topraktan… bağırıyor… Bağırıyooooooor!”

(…)

“Süpernova, ananızın amında patlayan yıldız!”


[Ali Teoman] Süpernova - Şazinuş Stigma'nın tiradı 1Ali Teoman 1962 yılında İstanbul’da doğdu. Öğrenimini İTÜ Mimarlık Fakültesi ve Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde tamamladı. 1989-1993 yılları arasında iş ve öğrenim nedenleriyle Londra, Milano ve Paris’te bulundu. Bu dönemde, diğer uğraşlarının yanı sıra sokak müzisyenliği de yaptı. 1993 yılında İstanbul’a döndükten sonra mimarlığı bıraktı ve çeşitli üniversitelerde Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu’nda İngilizce okutmanlığı görevini yürüttü. 2006 yılı sonlarında beyin tümörü teşhisiyle geçirdiği ameliyatın ardından gördüğü tedavi sırasında 23 Mart 2011’de vefat etti.
İnsansız Konağın İkonu adlı öyküsü 1992 Milliyet Öykü Ödülü ikinciliğine değer bulundu. Milliyet Sanat, Varlık, Kitap-lık, Akşam-lık, Cogito, Son Kişot ve Geceyazısı dergilerinde öykü, şiir, deneme ve eleştiri yazıları çıktı. Ways of Leaving adlı öyküsü 2003 yılında Descant dergisinin Türkiye özel sayısına alındı. Almancaya çevrilen “Büyükhanımın Kedileri” adlı öyküsü 2008 yılında Almanya’da yayımlanan bir antolojide yer aldı. Fransa’da düzenlenen ‘Türk Yılı’ [Saison de la Turquie en France] çerçevesinde, Ekim 2009’da üç aylığına Strasbourg’a davet edildi. Burada yazmış olduğu Café Esperanza adlı novela, Fransızcaya çevrilerek 2010 yılında ilk önce Fransa’da yayımlandı.
Yayımlanmış kitapları:
– Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı (öykü), Simavi Yayınları, 1991
(Nurten Ay adıyla); Sel Yayıncılık, 2007 (kendi adıyla).
– İnsansız Konağın İkonu (öykü), Milliyet Yayınları, 1993.
– Pervaneler (öyküler), Yapı Kredi Yayınları, 1998.
– Uykuda Çocuk Ölümleri (roman), Yapı Kredi Yayınları, 2002.
– Bir Garip Cindi Zümrüdüanka (roman), Sel Yayıncılık, 2005.
– Aşk Yaşama Çok Uçuk (öykü), Sel Yayıncılık, 2006.
– Karadelik Güncesi (roman), Sel Yayıncılık, 2007.
– Eşikte (roman), Sel Yayıncılık, 2008. (Fransızcaya çevrildi, Actes Sud)
– Horasan Elyazması (öykü), Sel Yayıncılık, 2009.
– Café Esperanza (novela), Edition du Verger, Sel Yayıncılık, 2010.
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page