Recep Şener, Akın Çetin ve Barış Yarsel, Fütüristika! namına, ortak ruh halini paylaştıkları Alejandro Zambra ile konuştular. “Eve Dönmenin Yolları”, “Bonzai” ve “Ağaçların Özel Hayatı”, Notos tarafından yayımlandı ve memlekette fena sayılmayacak bir karşılık gördü. Bunda, anlatılanların, benzer acılar yaşamış bir ülkenin bellek-mekansızlıkta sıkışmış çocuklarının, hakikati paylaştıkları insanları kalabalığın içinde gözlerinden tanımalarının payı var düşüncesindeyiz. Ayrıca, Zambra’nın filmi sinemaya gelmişti. Sinemaya film gelince, perdededen yansıyan ışığın izleyicinin sırtını verdiği loşluk arasındaki noktada, anlatılanların tetiklediği hatırlamanın verdiği ortaklaşma da Zambra ile temas etmeye neden oldu. Kuşkusuz, Marcelo Salas ve Zamorano Türkiye’ye bugün yarın geldi gelecek diye yazlarını geçirmiş bir kuşağız.


 

[Fütüristika: Recep Şener, Akın Çetin, Barış Yarsel] Yazmaya nasıl başladınız? İlk kitabınız yayımlanmadan önce nasıl süreçlerden geçtiniz? İlk iki kitabınız şiir kitabıydı. Hala şiir yazıyor musunuz? Roman yazmaya başlamanız nasıl oldu?

[Alejandro Zambra] Yazmak doğaldı, nedendir bilmem. Belki büyükannemin etkisi yüzünden, kendisi sürekli yazar ve şarkı söylerdi. Okur değildi ama şiir ve öykü yazardı. Ben de yazmayı, gitar çalıp şarkı söylemeyi sevdim. Çok iyi bir yedi-yaşında-gitar-çalan-çocuktum. Sonra tıkandım. Şu anda ise hala oldukça iyi bir yedi-yaşında-gitar-çalan-çocuk gibi çalıyorum.

Şiir yazmayı sürdürüyorum fakat pek iyi değiller, bu nedenle yayımlamıyorum. Şiir, Şili’de oldukça önemlidir, güçlü bir geleneğimiz vardır. Söylemek istediğim, gerçekten önemlidir.

O kadar şairin nereden geldiğini açıklamak kolay değil, belki de topluluğun ruh hali şairleri yetiştirdi. Şairler hep birbirlerine yardımcı olurlar ve aralarında kavga da ederler, bir topluluk şeklinde hareket ederler. Çok güzel ve gergin bir dünya. İlk, dostlarımla yazmaya başladım, ilk kitabımı yayımladığımda yirmi üç yaşındaydım – şiir yayımlama şeklin neredeyse her yerde aynıdır: kendinin ve arkadaşlarının kitaplarını ufak bir yayınevinden yayımlatırsın.

Sanırım roman yazmaya tam anlamıyla karar verdiğim bir an olmadı. Akıp gitmeye çalışıyordum, farklı yönlerde ilerliyordum. İşin aslı, “Bonzai” isimli bir şiir kitabı için şiir yazmaya çalışıyordum. Lakin şiir ortaya çıkmadı. O zaman ben de bir hikaye anlatmayı denedim.

Bonzai’nin giriş cümlesi, okuduğumuz en iyi giriş cümlelerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Eğer, Emilia’nın öldüğünü kitabın hemen başında söylüyorsanız yazmaya başlamadan önce bir taslak çalışması yapmış olmalısınız diye düşünüyoruz. Yazmaya başlamadan önce bir taslak çalışması yapar mısınız yoksa her şey doğaçlama mı gelişir? Yazma disiplininizden söz edebilir misiniz? Nasıl bir yol izliyorsunuz? Öğrencilerinize yazmakla ilgili nasıl öğütler veriyorsunuz?

Teşekkür ederim. İlk paragrafı ne zaman yazdığımı tam olarak hatırlamıyorum. Fakat tekrar tekrar okuduğumu, sevdiğimi ve “işte her şey başlıyor” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yani, bir ilk satır arayışında değildim.

Her zaman bir taslak yazdığımı düşünüyorum. Başka türlü akıp gidemem. Tıkanırım. Yazarken düşünmeye son verdiğiniz bir an vardır. O anı çok seviyorum. Kontrolü kaybediyorsunuz, belki birçok fikriniz var fakat yazmak, planlarınızı tekrar ve tekrar değiştiriyor.

Ben ve disiplin. Aslında birçok duruma bağlıdır. Günlük tutuyorum, oldukça sıkıcı bir günlük. Alışkanlık. Bir kitabın ortasındayken, ona odaklanıyorum, gün içinde saatlerce yazdığım oluyor. Disiplinli olmaktan çok takıntılıyım. Yazmak bir olmaktan ziyade, bir alışkanlık ve takıntı durumudur.

 

Julio sürekli yalan söylüyor. Söylediği yalanı devam ettirmek adına bir roman yazmaya bile girişiyor. Julia için yalan söylemek hayatını devam ettirmenin bir yolu sanki. Julio da  Bonzai gibi  formunu mu arıyor?

Bu soruyu yalan söylemeden cevaplayamam. İşin aslı “doğruyu söylemek” diyecektim ve hepimiz biliyoruz ki, bu da yalan söylemeye başlamanın klasik bir yoludur.

Bonzai oldukça hüzünlü bir finale sahip. Emilia’nın öleceğini başından bilmemize rağmen etkileyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Emilia’nın ölüm haberini aldıktan sonra Julio’nun yaptığı şey çok tanıdık geldi. Sizin de acı verici durumlar karşısında devreye soktuğunuz reçeteleriniz var mıdır, yoksa akışına mı bırakırsınız?

Üzüntüyle yüzleşmenin birçok yolu var diye düşünüyorum. Kesin olan, yüzleşmeniz gerektiğidir. Yine de, her ne kadar istesem de, bir tarifim yok. Bir şeyler yapmanız gerekiyor, her gün süren şeyler. Umursamadan ilerlemenin nihayetinde durup, düşünüp, konuşup yüzleşmekten çok daha incitici olacağını düşünüyorum.

Bonzai, Eve Dönmenin Yolları ve Ağaçların Özel Hayatı kitaplarınızı bir üçleme olarak okumak mümkün.   Bu açıdan, Bonzai’deki  Julio’nun  ailesiyle olan ilişkisinin kopuk olmasının nedeni Eve Dönmenin Yolları’ndaki aile içi politik hesaplaşma olarak değerlendirmek mümkün mü?

Evet, olası. Kitapları bir üçleme olacaklarını düşünüp yazmadım fakat sanırım sürekli aynı kitabı yazıp duruyorum. Her şey çok büyük bir hızla değişiyor, yani farklılar, fakat dürtü, arzu aynı. Bu arada, zaten bir kitap yazmışken, ikinci ya da üçüncü bir kitap yazmayı neden istersiniz? otomatik cevap, “Çünkü bir yazarsınız” olabilir ama bunu kabul etmiyorum. Kendimi bir yazmak zorunda biri şeklinde kurmuyorum, yazmak isteyen biri diye düşünüyorum. O zaman yeni bir kitabı yazmak istemenin nedeni, önceki kitabın artık bitmiş gitmiş olduğu ve tekrar o yerde olabilmek için, tekrar yazmak istemen. Fakat her durumda, bahsedilen noktanın neresi olduğunu bilmiyorum.

Her üç kitapta da kadınlar “gidiyorlar”, o insanların gidişlerinden doğan boşluğu doldurmanın bir yolu da edebiyat oluyor denebilir. “Boşluksuz edebiyat” mümkün mü, kayıplarımızı anlattıkça, kayıplarımızı bulmaya yakınlaşıyor muyuz?

Söylediğiniz şey hem çok hüzünlü, hem de çok güzel. Nasıl cevaplayacağımı bilmiyorum. Sürekli kendime sorduğum bir soru gibi.

İlgimizi çeken şeylerden biri de; Bonzai’deki karakterlerin birbirlerine sürekli yalan söylerken, Eve Dönmenin Yolları’ndaki karakterler birbirlerine karşı fazla dürüstler. Kitaplarınızda yalan söyleyen ya da gerçeği gizleyen karakterlerle sıkça karşılaşıyoruz. İslami kültüründe günah çıkarma ya da yüzleşme gibi bir eğilim olmadığı görülüyor. Şili’de ya da Güney Amerika’da günah çıkarmanın, geçmiş ile hesaplaşmanın rolü nedir?

Cevaplamaya çalışacağım başka bir soru daha. Bana kalırsa Eve Dönmenin Yolları ve Belgelerim [My Documents] kitaplarında yer alan hikayelerin hepsi, bir şekilde, bir tür topluluğa ait olma hakkında, bir çeşit “hakikati” paylaşmanın hikayeleri. Bence hakikati anlatmak zorunludur ve aynı zamanda imkansızdır. Bir mücadeledir, çünkü hakikat salt “bilgi”den fazlasını içerir. Şili’yi düşünürsem, hakikati anlatmaya alışık olmadığımızı söyleyebilirim. Örneğin son on yılı ele alırsak, nasıl yapacağımızı öğrenmekteyiz, yine de alınacak çok yolumuz var.

Bonzai çok güzel bir uyarlama. Çekimlerde bizzat bulundunuz mu? Müdahil olduğunuz yerler oldu mu?

Hayır, hayır kesinlikle. İlk gösterime girdiğinde, Cannes’da, oradaydım ve Cristián Jiménez ve Diego Noguera ile iyi dost olduk.

Cristian Jimenez’in üç filmi de festivaller kapsamında ülkemizde gösterildi. Ilusiones opticas Malatya Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü kazandı hatta. Senaryosunu yazdığınız Vida de Familia da büyük ihtimalle ülkemizdeki festivallerden birinde gösterilecektir. Davet edilmeniz halinde gelir misiniz Türkiye’ye?

Tamamen mümkün. Gelmeyi çok isterim. Cristian’a asistanı olabileceğimi söyleyebilirsiniz.

Kitaplarımın Türkiye’de sunuluşundan çok mutluyum. Lütfen buradan çevirmenim Çiğdem Öztürk’e teşekkürlerimi iletin.

Marcelo Salas ve Ivan Zamorano’yu canlı izleyebildiniz mi hiç? Copa America 2015’te Şili namağlup şampiyon oldu. Futbol ile aranız nasıldır? Bizim buralarda futbol gündelik yaşantıyı fazlasıyla etkiler. Şili’de durum nasıldır? Ayrıca güzel futbol güzel bir kitap, film ya da şarkıdan aldığımız tadı veriyor sanki. Siz ne düşünüyorsunuz?

Copa America’da Şili’nin bütün maçlarına gittim. Muhteşemdi. Çok gergindim. Yine de stadyumda olmayı ve özellikle de Mati Fernández’in o güzel golle penaltı atışlarına başladığında özellikle çok mutlu oldum. Mati’nin Villareal’de Nihat ile oynadığı zamanlarda birçok maçını da yıllar önce izlemiştim.

Evet, Salas ve Zamorano’yu stadyumda izledim. Aslında ben çocukken insanlar evimizin yakınlarında yaşayan ve delikanlı dönemindeki Zamorano hakkında konuşurlardı.

Bir futbol maçını izlerken bir film ya da kitaptan aldığım zevki alacağımdan emin değilim. Yazmak çok soğurgan bir eylem, sürekli yazmayı düşünüyorsunuz. Futbol maçı izlerken ise, tamamen aptallaşıyorum. Evet hoşuma gidiyor ama tümüyle farklı bir biçimde…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page