Dağcılık zamanlarında…

Cambrigde’de öğrenciyken

“İsa’dan ve Tanrı’dan nefret etmiyorum.
Sadece insanların İsa’sından ve Tanrı’sından nefret ediyorum.”
– Aleister Crowley

12 Ekim 2012, Aleister Crowley’nin 137. yaşgünüydü. Crowley, hakkında sayısız kitap yazılan, filmler çekilen, kült bir fügür şeklinde, etkisini en azından 2000’li yıllara gelene kadar sürdürdü. Tüm satanist öğretiye dair kafa karışıklığına rağmen, kendisinin gerçekleştirdiği en büyük başarı, Doğu’yu okumakta zorlanan dönemin Batı toplumuna, doğuya ait öğretileri, toplumun her katmanı bazında yaymış olmasıdır. Kendisini şeytani bir figür olarak resmeden İngiliz basınını de etkisiyle Şamanizm, Kabala, Budizm, Kadim İnançlar ve daha birçok ezoterik detayın toplumsallaşmasında büyük rol oynamıştır.
Oysa, yaşamdan keyif almaya çalışan, eğlenceli bir figürdü aynı zamanda kendisi. Bir keresinde, evine 5 farklı ırkı temsilen topladığı, dansöz bir siyahi, hiç ingilizce bilmeyen bir hintli, bir çinli ile yemek yedikten sonra, günlüğüne “kendilerine büyü pratiklerini gösterdim. Sonra da doğru yatağa!” yazıp, ertesi gün “akşamdan kalmayım,” diye not düşebiliyordu.

Bugün, Aleister Crowley’nin 2012 Başkanlık seçimlerinde bile önemli bir kişilik olması tesadüf değil. Hükümetlere nefretini defalarca dile getirmiş olan Crowley, insanın kendi aydınlanması sonucunda yaşayacağı ruhani özgürlüğün, bu iktidarların sonunu getireceği iddiasındaydı.

Crowley’nin taparcasına sevdiğ babası vaaz verirdi. Çocukken okumasına izin verilen tek kitap İncil oldu. Kitap sayesinde, şeytanı ve simgeleyen rakamı 666’yı sahiplendi. “İblis” lakabını ona toplum değil, o daha çocukken, kendisini mastürbasyon yaparken yakalayan annesi takmıştı. 14 yaşındayken, ailesi kiliseye gittiği sırada, annesinin yatağında, zorla, evin hizmetçisiyle yaşadı ilk cinsel deneyimini. Sonrasında, fahişeler, kadınlar erkekler ve hatta gençler geldi. Etrafında oluşan aura ve mite bağlı olarak, o hizmetçinin Karındeşen Jack’in kurbanlarından olduğu söylenir. Crowley, belsoğukluğu kaptığında henüz 17 yaşındaydı.

Felsefe ve İngiliz edebiyatı okudu. Çok sayıda şiir yazdı. Altın Şafak örgütüne girdiğinde henüz 23 yaşındaydı. Örgütten atılmasının nedeni de eşcinselliği oldu. Her ne kadar örgütte de eşcinsellik yaygın olsa da, Crowley’nin oğlanlarla ve fahişelerle birlikte olup bunu hiç gizlememesi, örgütü kızdırmıştı. Bir koruyucu meleğin kendisini kolladığını ve isminin Aiwass olduğunu söylerdi. İki dişini, tanıştığı kadınlara “yılan ısırığını” rahat verebilmek için sivriltmişti.

Eşi Rose ile evlenmesini, İncil’de okuduğu Kızıl Kadın ile özdeşleştirmesine bağlayanlar var. Hep Kızıl Kadınlarla birlikte oldu. Okültizmden hiç anlamayan Rose’un, Crowley’nin seansıyla inisiye olması, Crowley’yi Büyük Şeytan 666 diye selamlamasına rağmen Crowley’nin tatmin olmayıp karısını Kahire müzesine götürmesi ve Tanrı Horus’u kendiliğinden bulmasını istemesi, müzede dolanan Rose’un tanrıyı ayırt etmesinin ardından ikna olması da ilginçtir.

Çok gezmiştir. Rusya’dan Portekiz’e, Kanada’dan Hindistan’a, neredeyse tüm dünyayı gezmiştir ve binlerce, binlerce kitap almıştır. Çoğunu okumadığı, çeşitli dillerde özellikle de latince ve yunanca kitaplarla kuleler yapmıştır.

Okültizme takıntısı ve ilgisi, tüm skandalları ve sansasyonlarıyla geçen ömrünün son yıllarında, İtalya ve Fransa onu sınırdışı etti. Toplum düzenini sarsan hareketlerine dayanamıyorlardı. Kendi isteğiyle İngiltere’ye girmeyi uzun süre reddetti. 1947 yılına gelindiğinde gazeteler artık ona yer vermez olmuştu. Toplumların gözü şeytan belledikleri bir başka adama, Adolf Hitler’e kaymıştı.

Popüler kültürde etkisi büyük olan Crowley, The Beatles’ın ünlü Sergeant Pepper’s Lonely Hearts Club Band albümünün kapağında Edgar Allan Poe ile aynı hizada, en arka sırada, devlet ve toplum dersinde öldürülen çocuklar gibi, soldan ikinci sırada bakmaktadır dünyaya.

Hiç kimsesiz ve beş kuruşsuz öldüğünde günde 11 doz alan bir eroin bağımlısıydı. Birçok insanı öldürecek bu doz onu ancak normalleştiriyordu. Crowley’nin ölümü hakkında da çeşitli söylentilerin olması, kimilerine göre pişman, kimilerine göre bir budist, oğlu Aleister Ataturk’un annesi Patricia’ya göre ise tam ölürken esen sert rüzgarın ve şimşeklerin odayı salladığının söylenmesi, aurasını diri tutmaktadır. Tüm kötülemelere rağmen, Crowley, batı ezoterizminin önemli bir ustası olarak etkisini sürdürmektedir.

Crowley ve Pessoa

Aleister Crowley ve Portekizli çok kişilikli şair Fernando Pessoa’nın hikayesi 1929 yılında başladı.

Pessoa, vaktini Lizbon’da geçiren bir şairken, Crowley’nin altı ciltlik İtiraflar kitabına denk gelir. Kitapta Crowley’nin yıldız falında hesaplama hatası fark eder. Astroloji bilgisi üst düzey olan Pessoa, Crowley’e hem kitap için teşekkür eden hem de hatayı belirten bir mektup gönderir. Crowley de Pessoa’ya düzeltme için teşekkür ettiği nazik bir mektup yazar. Pessoa da bazı şiirlerini ingilizceye çevirip Crowley’ye gönderir. Crowley kendisini ziyaret etmek istediğini belirtir.

Pessoa aslında biraz tedirgin oldu diyenler var. Kötü ünüyle malum Crowley, bir mektup üzerine, davet edilmeden, biraz da zorla ziyarete gelir Lizbon’a. Pessoa aslında sadece iki kez görür Crowley’yi. Pessoa, Crowley’nin “Pan için İlahi” şiirini portekizceye çevirmişti. Kendisini ziyaret eden Crowley, otel odasından Pessoa’yı arar ve Lizbon’a beraber geldiği, asistanı ve o dönemdeki Kızıl Kadın’ı Hanni Jaeger’ı yaptıkları ayin sonrasında iki gündür görmediğini söyler. Pessoa’nın da yardımıyla Crowley, tam da kayalıkların dibindeki otelinden denize atlamış gibi, Portekiz’de sahte bir intihar söylentisi yaydı. Gazeteler Crowley’yi manşete çıkarırken, aradan bir süre geçtikten sonra Crowley Berlin’de sergisinin açılışıyla sansasyonu iyi kullandı.
Pessoa’nın bu kandırmacaki rolü üse, otel resepsiyonunda Crowley’nin bıraktığı sahte intihar mektubunu onaylamak hatta ertesi gün, otelin yakınlarında Crowley’nin hayaletini gördüğünü söylemek oldu. Pessoa ve Crowley’nin yaşadığı bu olayın bir edebi-belgeseli de mevcut.

 

Ölümünden kısa süre önce
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page