Kaynak Yayınları – Şubat 2014

Her kitabında şaşırtıcı konuları işleyen Ahmet Yıldız, uzun bir aradan sonra yine bambaşka öykülerle okurun karşısına çıkıyor. Borges, Umberto Eco, Amin Maalouf ya da Calvinonun tarihle beslediği yazınsal tad, bu öykülerde, Türkçenin olanaklarıyla bize özgü bir sentez oluşturuyor.

Yakın ya da uzak tarih, geçmiş ya da şimdiki zaman ayrımı yapılmadan insanın yaşadığı her trajedi kayda geçiriliyor ve okura sonsuz dünyalar sunuluyor. Sert, hüzünlü ama derin düşünceler yaratan, oldukça şaşırtıcı, bir o kadar da sürükleyici öyküler insanoğlunun ölüm karşısında kaldığı çaresizliğe isyanı anlatırken, her edebiyat metninin birer tarih meni olduğunu da savlıyor.

Gezi direnişinin içinde bir şaşkın profesörden Arap-Hazar savaşlarına, Eski bir Uygur metninde bulunmuş Buda öyküsünden Nâzım Hikmetin Şeyh Bedreddin Destanını yarattığı geceye, Enver Paşanın ölüm anından Nesturilerin Asya maceralarına, Hazar Kağanının toplantı salonundan yazar Muzaffer Buyrukçunun son nefesini verdiği ana, Papa Urbanusun Haçlı Seferlerini başlatan ünlü konuşmasından 12 Eylül faşizminin zindanlarında bir gencin yaşadıklarına, Sultan Alparslanın ölümünden Nizamülmülkün öldürülüşüne dek değişik konuları işleyen öyküler, dilimizin zenginliğinin ustaca kullanışıyla ölümsüz birer anlatıya dönüşüyor.