[sws_2_column title=””]Güvendin ona halbuki, sen istedin beraber vakit geçirmeyi. Emin misin daha fazlasını arzulamadığından? Yanlış anlaşılma olmasın? Her zaman olmaz mı aslında böyle şeyler? İma etmiş olmayasın sakın. Belki tahrik vardır işin içinde. Bir daha düşün…

Çünkü yabancı biridir hep. Karanlık bir sokaktan hızlı ve çekingen adımlarla yürürken bizi takip eden karanlık bir adamdır. Sıklaşan adımlarımıza rağmen bir boşluğumuzu yakalar. Veya ıssız bir yerde bulur bizi; damdan düşercesine, umulmadık. Bakımsızdır, saçı sakalına karışmıştır. İğrenç kokusu, kutsal bir hale gibi çevreler onu. Sapıktır. Rahatsızdır. Ya erkekliği ile sorunları vardır, ya annesiyle. Hayata dair siniri yüzünün tüm hatlarında bellidir.

[sws_blockquote_endquote align=”left” cite=”…” quotestyle=”style02″]Düşmandır, dost olamaz—dost bildiğinden zarar gelmez, değil mi? [/sws_blockquote_endquote]

Düşmandır, dost olamaz—dost bildiğinden zarar gelmez, değil mi? Belki akrabandı. Belki beraber eskittiniz şehrin sokaklarını. Belki seni nazikçe dansa kaldırdı, güzel bir yemekten sonra. Belki de seni sözleri ile baştan çıkardı. Belki zordu hayır demek. Senin için elleri ile pişirdiği o güzel yemekten sonra eve çağırdığı arkadaşları sana gaddarca hıyanet ederken… Belki zordu haykırmak, korkudan, şaşkınlıktan, acıdan. Güvenmiştin ona, değil mi? Böylesine sinsi bir ihanet, taşıması ağır bi’ yük oldu.

Ağır bi’ yüke yük kattı ettikleri küfürler. Seni inciteceklerini bile bile salyalarını saçarak bağırdıkları hakaretler hala kulaklarında çınlıyor. Belki de tüm o sözlerden daha acısı, sen güvenmeyi, yakınlaşmayı ve beraber huzur içinde var olmayı yüksek bir değer sanarken, onların incitmeyi, nefreti, kini, hakareti ve ezmeyi bir marifet olarak görmeleriydi—ve sen bunu fark edemedin. Sırf sana ihanet edebilmek için, kendi inançlarının bağrına en paslı hançerlerini sapladılar. Kutsal saydıkları her şeyi ucuz bir mal gibi kullandılar.[/sws_2_column]

[sws_2_columns_last title=””]

[sws_blockquote_endquote align=”left” cite=”…” quotestyle=”style02″]Sen orada öylece yatarken kendini suçluyordun belki de. Fark etmen gerekirdi, uyanık olman gerekirdi. Hepsi senin hatandı. Olanlar için seni işaret edeceklerdi. Sen kaşınmıştın. [/sws_blockquote_endquote]

Sen orada öylece yatarken kendini suçluyordun belki de. Fark etmen gerekirdi, uyanık olman gerekirdi. Hepsi senin hatandı. Olanlar için seni işaret edeceklerdi. Sen kaşınmıştın. Sen orada öylece yatarken, belki de görmüştün bu günleri sonsuzluğun zamana açılan penceresinden; ve o an herşey yerli yerine oturmuştu.

Sen güvendin bu insanlara, kardeşim dediklerine. Sen güvenmenle meşgulken, onlar ihanetlerini planlıyorlardı. Sen değil miydin burada yaşamak, bu topraklarda yatmak isteyen? Emin misin ima etmediğinden? Zaten 301’den de yargılanmadın mı? Tahrik olmasın sakın işin içinde. Çünkü manyak, ruh hastası biri olabilirdi ancak. Halkların kardeşliğine kurşunu başka kim sıkabilirdi ki? Kesinlikle güvendiğin biri olamazdı. Hayır, yıllardır sana ev sahipliği yapan, seninle görüşen, konuşan, fikrini soran bu işin içinde olamazdı: dost bildiğinden düşman olmazdı.

Ama seni güzelce ağırladıktan sonra arkadaşlarını çağırdı. Ve o olan biteni gölgelerden izlerken, arkadaşları onun kirli işini zevkle yaptı. Ettikleri ihanetten gurur bile duydular. Ve izliyoruz biz, ettikleri küfürleri, hakaretleri. Yabancı diye işaretlenmenin bedelini hepimiz yaşıyoruz. Kendimize güvenimiz en derinden sarsıldı. Böylesine sinsi bir ihanet, taşıması ağır bi’ yük oldu.

[/sws_2_columns_last]