[dropcap size=big]H[/dropcap]er gün gazetelerin üçüncü sayfalarında, haber bültenlerinin birkaç dakikalık bölümlerinde cinayet haberlerine şahit oluyoruz.  Okuduğumuz şahit olduğumuz cinayetlerin ana başlıkları kısaca şu başlıklardan oluşuyor: Toplumun erkeğe verdiği toplumsal role/kalıba bağlı olarak gelişen şiddet, aile içi şiddet, kadına yönelik şiddetin toplumsal olarak desteklenmesi ve dolayısıyla kadının da aynı yola başvurması, namus kavramının geleneksel kültürün bir parçası olması ve namus algısına ters durumların cinayetle sonuçlanması,  ekonomik zorluklar, kişinin kendince yaşadığı saygınlık ya da otorite kaybı.

Tüm bu yaşanan dramlardan ilham alıp yazılan sayısız dizi ve film mevcut. Üçüncü sayfaların üzerinde pek durmasak bile dizilerle filmlerle çok vakit geçirdiğimiz istatistikî bir gerçek. Çoğu yapım şirketi ve sanatçılar bu yapımlara sosyal duyarlılık çerçevesinde yaklaştığını ve topluma iyi şeyler verdiğini düşünerek giriştiklerini anlatıyorlar tanıtımlarında.

Duyarlılık yaşanan tüm bu olaylara cinsiyet, ırk, din, dil, tür ayrımı yapmadan tepki vermeyi gerektirir. Uçan bir çizgi kahramanın ardından kendini camdan atan çocukların olduğu bir yerde  ekranların  payı olmadığı düşünülemez.

Peki sanatçı duyarlılığı bu bağlamda neler yapıyor? İzleyiciye ne veriyorlar?

Dizi ve filmlere kısaca örneklendirmek gerekirse;

Türkiye’de yayınlanan konaklı ağalı dizilerden birçok örnek verilebilir, hemen hepsinde ağa karakterlerinin işlediği bir ya da birden fazla cinayet konu edilir. Bu cinayetler konaklarda yaşayan herkes tarafından bilinir ve ses çıkarılmaz. Erkek egemen yapı zihinlere kazınır, erkeğin kadının rızası olmaksızın çok evlilik yapması, diğer kadınların kuma pozisyonunda mutlu mesut yaşaması sanki olağan bir şey gibi heyecanla izlenir. Finalde cinayetler zaten unutulur kimse bu karakterlerin katil olduklarını hatırlamaz.

Mafyatik diziler; bu dizilerde cinayetler devletin bekası için işlenir. Bu yüzden katiller birer kahramandır. Öldürdükleri karakterler genellikle terörist,  teröristler de genellikle Türk değildir.  Genellikle diziye çok büyük faktörleri olmayan gay ya da trans karakterler zorla ufak tefek bilgiler alınan, şehirdeki bütün kötü adamları tanıyan kişiler olarak yer alıp ikinci dakikanın sonunda öldürülürler. Kurtlar vadisi, Deli yürek bu dizilerin en popüler olanı, elbette aldıkları ratingden ötürü azımsanamayacak sayıda taklitleri de var. Kurtlar Vadisi’nin gidişatına bakılırsa katiller halen bulunamamıştır. Bu arada bu dizide başrol hiç cinayet işlemez ama azmettirici olduğu da işlenmez. Başka ülkelerde de benzerleri mevcut.

Seri katilden kahraman yaratan perde: Yalnızca ölmeyi hak edenlerin katili Dexter’ın cinayetleri kusursuzca ve iz bırakmadan işlemesi izleyiciyi bölümler boyu mest eder. Dexter’ın cinayet işlemesini onaylatacak bahanesi de hazırdır: küçükken annesi muhtemelen kötü adamlar tarafından öldürülmüştür.

Yaşasın kadın dayanışması! Kurtuluş Son Durak isimli kadın dayanışmasını işleyen sinema filminde bir yandan şiddeti şiddetle çözemeyiz teması işlenirken filmde kadınların öldürüp kuyuya attıkları erkeklerin ölümü komikleştirilerek sunulur. Erkeklerin ölümü sorgulanmaz çünkü kötüler hayatımızdan ancak ölerek ayrılabilir mantığı içimize işlemiş gibi bir algı vardır. Filmin sonunda ne cesetler ne katiller bulunur. Üstelik polisler mezar görevi üstlenen kuyuyu bile ararlar. Hapse giren başrol oyuncusu örgüt kurmaktan yargılanır, kahramanımız her şeyin mücadele edilerek kazanılacağını sonunda deklare eder.

Aşağıdaki cinayetlerse Natural born killer değil.

Kimilerinin filmlerdeki gibi zengin biriyle beraber sınıf olup atlayacağını sanıyordu dediği Münevver Karabulut’un katili Cem Garipoğlu korku filmlerini aratmayacak bir cinayet işledi. Polisiye dizilerinin aksine polisler kendisini 197 gün sonra katilin teslim olmasıyla alabildi.  197 gün boyunca katilin izine bile rastlayamadı. Münevver’in arkadaşları cinayetten önce Cem Garipoğlu’yla ‘’sevgililer günü katliamı’’ filmini izlediği,  Münevver’in duyduğu hoşnutsuzluğu, “Filmde kızın kafasını kesip vücudunu parçalıyorlardı” diyerek aktardığını dile getirmişlerdi.  Uzmanlar da katilin filmden etkilenmiş olabileceğinin bilgisini verdiler.

Gazne’de Kurtlar Vadisi dizisinden etkilenip kendi aralarında mafyacılık oynayan Büyük İskender rolünü oynayan çocuk, Polat Alemdar rolünde oynayan çocuğu iple boğarak öldürdü arkadaşını iple boğarak öldürdü.

ABD’nin Ohio eyaletinde mahkemeye çıkan 17 yaşındaki çocuk, erkek kardeşini Dexter’a özenerek öldürdüğünü söyledi. Andrew Conley ifadesinde yıllar boyunca birilerini öldürme hayaliyle yanıp tutuştuğunu ve Dexter karakterinden ilham aldığını belirtti. 

Üçüncü sayfaları biraz renklendirmek lazım.

Yaratıcılıkta sınır tanımayan sanat camiası üçüncü sayfanın soğukluğunu Seren Serengil’le renklendirecek. Seren Serengil, yeni programı için “Üçüncü sayfa haberlerini sunacağım. Cinayetler, adliyeler, karakollar benimle renkleniyor olacak. Katilleri, boşanmaları eğlendirerek farklı boyutlarla sergileyeceğim” dedi.

Tüm bu cinayetlerden etkilenip işlenen cinayetlerdeki örneklere rağmen bazı dizilerin yıllarca son sürat devam etmesi,  aynı cinayetleri farklı karakterlerle ve senaryolarla işleyen yeni dizilerin yapımına devam edilmesi,  sanatın ve sanatçının aslında ne kadar duyarsız olduğunu gösteriyor. ‘’Aslında biz toplumun bu yönüne dikkat çekmek istiyoruz’’ şeklindeki savunmaları katili kahraman ilan etmeleri, karakterlere uğradığı şiddete, şahit olduğu cinayetleri hukuki boyutlara taşıma yolunu göstermek yerine onları pasifize edip, bir yanlışı başka yanlış zincirine ekleyerek senaryoyu renklendirmeleri hiçte masumane değil.

Ve tüm bunlara rağmen Türkiye’de bu tip yapımların parasal cezalar haricinde hukuki bir yaptırımı da yok. Para cezaları da ancak toplumun ahlaki yapısına uygun olmadığı yönünde işliyor. Ahlak kısmının karar mekanizması erotizm, dekolte, alkol kullanımı ile değerlendiriliyor. Başka ülkelerden örnek olarak Born Innocent  filmindeki tecavüz sahnesinin ardından, pek çok  izleyicinin  filmi taklit ederek tecavüz suçu işlemesiyle NBC televizyon kanalına  kamu davası açılmış olması bir örnek.  Zaten trilyonlarca rant elde edilen bu sektörde para cezasının ciddi ve yeterli bir uyarı olduğu düşünülemez.

Kısıtlı ekonomik imkanlar, televizyonun bir eğlence biçimi haline gelmesi ve seçeneklerin birbirine olan benzerliği izleyiciye başka bir yol bırakmıyor. Ve sonuç olarak bu sayede toplum olarak şiddetin doğurduğu şiddete karşı duyarsızlık yaygınlaşıyor. Sokak ortasında öldürülmüş, üzeri gazete kağıtlarıyla kaplı ölü bedenlerin kenarından geçip gidiyoruz.

Duyarlılığın hakkının verilmesiyle, herkese iyi seyirler.

 

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page