3+1 Maymun

3+1 Maymun 2

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın
Vurdumduymazlığa işaret. Gülen
Kötü haberi almamış henüz.
Nasıl bir çağdır bu,
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.
(B. Brecht; “Bizden Sonra Doğanlara” )

Pek çok kere, -sahnelediği oyunlarından birinde yineledi diye Brecht’in zannedilen Alman ilahiyatçı Martin Niemöller’in o meşhur sözleri geliyor aklıma; hem de Reşad Ekrem Koçu okurken. İlk bakışta alakaya çay demlemelik gözüken, 1946 yılında dile getirilmiş Niemöller sözleri şu mealde:

“Naziler Komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü Komünist değildim.
Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.
Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı”.

Reşad Ekrem Koçu - Maymunkeş
Reşad Ekrem Koçu – Maymunkeş

Bize dokunmayışından ötürü “bin yaşa!” dualarına mazhar olmuş kadim yılan kimleri yoklamışsa, onlar bir biçimde eklenmişler bu sözlere; Çingeneler, Yahudiler ve belki başkaları da. Mademki bize dokunmuyor; her taşın altına kıvrılıp kıvrılıp uyansın ve bin yaşasın yılan. Bu sözler işte tam da bu “bize dokunmayan yılan” hikayesi üzerine.

Niemöller’in sözlerinin orijinalinde yer almamasına rağmen, kimi alıntılarda komünist ve sendikacılara ek olarak Yahudi ve çingenelerden de söz ediliyor olması bu bakımdan şaşırtıcı sayılmaz. Ne de olsa yılan ısırıklarından onlar da nasipli epeyce.

Elimdeki Reşad Ekrem kitabına gelince; 1955’te Cumhuriyet Gazetesi Eki olarak verilen Osman Gazi’den Atatürk’e 600 Yılın Tarih Panoraması adındaki kitap, çizimlerle şenlendirilmiş. “Tarihimizden Garib ve Meraklı Şeyler” başlığıyla sunulmuş hakikaten enteresan mevzular barındıran bir yapıt. Her bir “meraklı şey” insanın merakını çekiyor; bir o kadar da keyifle okutuyor kendini. İşte bunlardan; bu garib ve meraklı şeylerden biriydi benim aklıma Niemöller sözlerini düşüren: Maymunların İdamı. Koçu’nun anlatımıylahikaye tastamam şu:

“Yelken ve kürek devri gemiciliğinde, direk tepelerine tırmanarak korsan gözcülüğü yapan tâlimli maymunlar kullanılırdı. İstanbul’da tersane kapusu önünde ‘gemi maymunu’ yetiştirip satan esnaf ve dükkânlar vardı. Bir gün Üçüncü Murad’ın hürmetini kazanmış vâizlerden Abdulkerim Efendi (XVI. Asır sonu) ‘Maymun, dul kadınların fuhşuna âlet olur mahluktur.’ diye başına topladığı binlerce kişi ile bu dükkânları bastı ve biçare hayvanları idam ettirdi. Bundan ötürü bu vâiz efendiye ‘Maymunkeş’ lakabı takılmıştır.”

Hakikaten de Osmanlı devrinin 1500’lü yıllarına kabaca göz atanlar, denizcilerin rahat avlanabilmek amacıyla uzak-görme konusunda talimli birkaç maymunu gemilerinde muhakkak bulundurduklarını; hatta bu maymunların özellikle Galata Azapkapısı dolaylarındaki dükkanlarda ciddi bir ticari hacme sahip olduğunu göreceklerdir. 1500’lü yılların ortalarından neredeyse sonuna kadar hüküm süren 3. Murad’ın bağnaz ve asabi hocası Abdulkerim Efendi; yani namı diger Maymunkeş zat ise rivayete göre bir gün karıştırdığı kitapların birinde “Maymunlar ahlâksız hayvanlardır, cinsel organları açık gezer, insanları fuhşa davet ederler.” şeklinde bir “hikmetli(?)”bölümle karşılaşınca olanlar olur! Derhal zabıta toplanır, bu ahlaksız hayasız hayvanları eğitip üreten dükkanlar basılarak ele geçirilen tüm maymunlar oracıkta ağaçlarda sallandırılarak idam edilir.

Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru’yu biliyorduk. Hani canım elleriyle gözlerini kapayan “görmedimci” birinci maymun, kulaklarını kapatan “duymadımcı” ikinci maymun ve sımsıkı ağzını kapatan “bi’ şey demiyorumcu” üçüncü maymun. Japon kültürüne en uzak olanlarımız bile “üç maymunu oynamak” deyince birer kültür elçisine dönüşebiliyoruz. Eğer yılan bize dokunmuyorsa; kolayca körlük-sağırlık ve dilsizlik maskarası olup, bazan paçayı sıyırmaktan gayrı ahlak tanımıyoruz. Oysa asırların yalnızca deri değiştiren kadim despotu yılan, komünistleri, sosyal demokratları, sendikacıları toplarken sıra öğrencilere, çevrecilere, uzun saçlılara, kısa saçlılara, orta boylulara, gözünün üzerinde kaş, omzunun üzerinde baş taşıyanlara gelecekti mutlaka. Geldi de. Mizaru, Kikazaru ve Iwazaru oldunuz diyelim, olduk; bu da yetmezse? Ya apaçık ortada olanı “görmedim”, ayyuka çıkanı “duymadım” demeniz; en yaygın zalimlik karşısında dut yemiş bülbüle dönmeniz de yetmezse? Ya maymunkeşin biri bizatihi doğanız olan bir şeyi kafaya takıp sizi muzır mahluk ilan eder ve ipe çekerse? Demek ki o gün görmeyecek, duymayacak ve konuşmayacak üç maymun bile kalmayabilir ortada.

Neyse ki biz acayip “pratik” bir milletiz; hele birkaç maymunu daha sallandırsınlar, onu da o zaman düşünürüz!

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page