Lotr öncesi Bad Taste, Braindead gibi filmleriyle ilgi ve övgüyü daha çok hak eden Peter Jackson, 1994 yılı yapımı Heavenly Creatures filminde, yakaladıkları mutlu dünyaya tüm engellere rağmen inadına sahip çıkan iki genç kızın kahramanı olarak Mario Lanza‘yı işlemesi kaderin bir cilvesi değildir de nedir?

Sony ve Philips’in, 1982’de birlikte icat edip piyasaya sürdükleri ilk sayısal müzik medyası; compact disc, nam-ı diğer tikiz teker’lere kaydedilen ilk sesler Mario Lanza’nındı, tarihe geçen ilk kayıtların sesi Mario Lanza’ydı.

“Mutluluğa ulaşmak için tüm engelleri sadece en iyi insanlar aşabilirler.”
Juliet Hulme

Heavenly Creatures’ın içine kapanık kızı Pauline Yvonne Parker‘ın kiracı John’a -ki kendisi Lotr’da da çirkindi; bir ork idi- aşk(?) yaptığı sahnede, fonda Mario Lanza’dan “Funiculi, funicula” şarkısını dinlemekteyiz. Pompei’yi yok eden yanardağ Vezüv’e inşa edilen ilk fünikülerin açılışı için 1800’lü yıllarda Peppino Turco ve Luigi Denza tarafından bestelenen parça, müzik tarihinde bir “istemeden çalıntı” davasına da konu(k) olmuş. Şöyle ki;

Alman besteci Richard Strauss, “Aus Italien – From Italy” senfonisine, İtalya’ya gittiği bir seyahatle esinlenmiş. Napoli’de duyduğu ve bir halk ezgisi sandığı “Funiculi, funicula“‘dan notalar katınca senfonisine, henüz 6 yıllık bir geçmişi olan şarkının sahipleri dava açmışlar hemen. Kazanmışlar üstelik, yıl 1887. Çakmaktaşlar‘ın çizgi dizisinin de bir bölüm müziği idi bu şarkı aynı zamanda fakat konuyu daha fazla dağıtmayalım.
Pauline Yvonne Parker ve Juliet Hulme
Kaderin cilvesi ise başka bir kisve. Heavenly Creatures filminde anlatılan hikayenin 1950’li yıllarda Yeni Zelanda’da gerçekten yaşanmış olması.

“Tutku geçicidir, asıl olan mutluluk.” Bir büyük adam özdeyişi, senin özleyişin.

Kısaca, Pauline ve Juliet, 15-16 yaşlarında iki genç kız, sığındıkları dünyadan uzaklaştırılma tehdidi altında Pauline’in annesini öldürmeye karar verirler ve öldürürler. Döneme damgasını vuran dava, küçük yaştan 5 yıl hapise ve birbirlerini bir daha asla görememe cezasıyla son bulur.

Juliet, 5 yıl yatıp çıkınca orada burada bir süre dolandıktan sonra Britanya’ya yerleşir annesinin yanına. Üvey babasının soyadını alır, adını da değiştirir; Anne Perry. Geçmişini silmez ama örter pişmanlıkla ve polisiye romanlar, korku hikayeleri yazarı olur. 2000’de Heroes adlı hikayesiyle Edgar ve Macavity ödülleri kazanır. Kendisine A. Conan Doyle’un “The Hound of the Baskervilles” kitabının önsözünde rast gelebilirsiniz.

Anne Perry ve Hilary Nathan
Pauline ise yine Britanya’da, yeni adı Hilary Nathan olarak çiftliğinde çocuklara ata binme dersleri veriyor. Annesini öldürmüş olmaktan bin pişman, koyu bir katolik disiplini altında, kalan vaktini engelli çocuklara yardım ederek geçiriyor.

Birbirlerini bir şekilde bulup görüştükleri halde ömür boyu hapis cezasına çarptırılacak olan ikiliden Juliet, cezaevindeyken ve sonrasında yıllarca, Pauline’e mektuplar yollar ve hala yolluyor olmalı. Ne pahasına olursa olsun, Pauline asla cevap yazmıyor, sanırım İsa kendisini tutuyor.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page