Kuzeninizi vuran adamdan çiçek var!

Flowers From The Man Who Shot Your Cousin

Last fm adlı güzide sitenin bana kazandırdığı yeni sanatçıları saya saya bitiremesem de bu listenin başında “Flowers From The Man Who Shot Your Cousin” gelir. Tabi ki cezbeden, adının bu kadar uzun olmasıydı ve ardından iliklerime kadar işleyen “Lay Down Your Arms” şarkısının sözleriydi. Adının ilgi çekiciliği konusunda benimle hemfikir olan ve aslında bir kişi etrafında dönen bu projenin beyni Morgan Caris. New York, Wappingers Falls’ta büyüyen ve ailesinin peşinden Fransa’nın başkenti Paris’e giderek okumaya başlayan Morgan orada Erwan ile tanışır ve müzik ‘kariyeri’ başlar… Sonra Caroline ile tanışırlar ve Loons oluşur. Morgan’ın hikayesi de böyle sürüp gider. Hem “Don’t come to me with forevers, I love you more with each new day” sözleri ile başlayan şarkının, hem de röportajın tadını çıkarın!

Flowers From the Man Who Shot Your Cousin – Lay Down Your Arms

Futuristika: İlk olarak grubun adı ile başlayalım. Bazı kuzenlerinizin grubunuzun adını sevmediğini söylemişsiniz, bu fikir nereden çıktı?

Morgan Caris: Kısaltılamayacak bir şey istiyordum. Akronime indirgenemeyecek uzunlukta bir şey: F.F.T.M.W.S.Y.C.’ı söylemek nereydese grubun asıl adını söylemekten daha uzun sürüyor. Hatta kredi kartı numarası gibi, hatırlaması neredeyse imkansız. Olmasını hiç beklemediğim şey ise bazılarının bu projeyi sadece “Flower” olarak adlandırmalar. Bu işin bütün espirisini kaçırıyor.

Bob Dylan, Leonard Cohen dinleyen bir ailede büyümüşsünüz. Bunun açıkça müzik zevkini etkilediğini söyleyebilir misin?

Bence öyle. Bir şarkının ne olduğunu anlamamın temeli oradan geliyor. O zamandan beri dinlediğim çoğu müzik, bu ilk standarda göre gelişti. Pek bir şey dinlememiş olsam da müziği kavrama yetimin yettiği kadar geri kalan her şey bunun üzerine gelişti. Sadece bir üçlü oluşturmak adına sanırım Neil Young’ı da bu listeye ekleyebilirim.

Okulda Erwan ile arkadaş oldunuz. Bunun kariyerinizin başlangıcı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, Erwan ve ben gitar çalmayı bile bilmeden önce arkadaştık. O zamanlar bunu kariyer olarak görmemiştik açıkçası. Aslında hala görmüyoruz. ‘Kariyer’ deyince geçiminizi sağladığınız şey anlamına geliyor. Biz hayatlarımızı bu hobi etrafında kuruyoruz ancak henüz kiramızı ödemiyor.

Caroline ile tanışana kadar Erwan ile ikiniz birlikte çalıştınız ama sonrasında [Loons] ile ne kadar birlikte çaldınız?

Depresyon hiçbir zaman yaratmaya çok yardımcı olmaz ama mutsuzluk, uğraşmaya değer bir konu olabilir.

Söylemesi zor. Loons neredeyse hiç sahneye çıkmadı ve çok az şova katıldı. Daha çok yazma ve kayıt süreciydi. Dolayısıyla aslında gerçek anlamda hiç dağılmadık. Ya da dağıldık ama çok uzun bir süre sonra. Ben hiç farketmedim. Çalışmalarımız yavaş yavaş durdu.

Loons ile ayrılmanız yazdığınız sözlerin onlar için çok karanlık olması ya da başka bir deyişle Loons’un sizin için çok neşeli olması mıydı?

Bence Loons neşeli değildi. Bir twee-pop ya da electro-pop yönleri vardı ama asıl fark samimiyetleriydi. Loons çaba sarfedenlerin grubuydu. Şarkıların çoğu  Erwan tarafından yazılıyordu, hatta sözler ki çoğu genelde bana aitti, bestelerden çıkıyordu. Şimdi yazdığım şarkılar daha çok sözlerden filizlenme eğiliminde ve hepsi bana ait. Bencil bir hale geldim denebilir.

Bir şekilde bunun iyi bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Sonuçta kendi albümünüz ‘Hapless’ çıktı. Bu albümü bitirmek ne kadar zamanınızı aldı?

Kayıtları birkaç ayda yaptık. Kış zamanıydı. Çoğunlukla gece geç vakitte yapıldı. Erwan kayıt masasındaydı ve ben enstrümanların çoğunu çalıyordum. Sonra ben Kanada’ya gittim ve albüm bir iki sene piyasaya çıkmadı. Bu sırada Erwan, Waterhouse Recordings ile çalışmaya başladı ve onlar da Erwan’in üzerinde çalışacağı toplama bir albüm çıkarıyordu. Ben o sırada hala Kanada’daydım ve Hapless da ondan bir süre sonra yayınlandı.

Bu albümde okuldayken ilk çalmaya başladığınız dönemden hiçbir şarkı var mı?

Albümdeki en eski şarkı “Childhood“, ne kadar uygun değil mi? Aslında şarkı okul zamanlarım kadar eski değil, belki üniversite. Hatırlamıyorum. Çalışmaya başladıktan sonra bir yıllığına üniversiteye döndüğümü hatırlıyorum. Güvenlik görevlisi olarak bir iş bulmuştum ve umutsuzca zihnimi kışkırtmaya ihtiyacım vardı. Geri dönmemin tek sebebi buydu. Yavaş yavaş bir sebzeye dönüşüyordum. Belki bu şarkı o dönemde yazılmıştı. Kronolojileri hatırlamada pek iyi değilimdir.

Albüm için konuşmak gerekirse, tamamına bakınca şarkıların sözleri biraz karanlık. Yani “Happy Song” adlı şarkıda bile o kadar da mutlu değilsiniz?

Daha da kötü olabilirdi. Bence “Crow Black Harm” depresyon ile gerçekten uğraşan, başa çıkmaya çalışan tek şarkı. O depresyonda olduğum bir dönemde yazılan tek şarkı (kliniksel bir kendini gözlem tecrübesi gibi). Bence oldukça komik bir şekilde sonuçlandı. Depresyon hiçbir zaman yaratmaya çok yardımcı olmaz ama mutsuzluk, uğraşmaya değer bir konu olabilir. Bence mutsuzluk ve güzellik arasında anlaşılması zor bir ilişki mevcut. Güzellikte, mutsuzlukla ilişkilendirilenden çok da farklı olmayan bir ciddiyet var.

Ve “Lay Down Your Arms” diye bir şarkınız var. Benim için kendisi dokunmanın anatomisi gibi. Bu şarkının bir hikayesi var mı?

O yaptığımız en kolay kayıttı sanırım, çok az kayıt yaptık. Yine de bazı telli çalgıların düzenlemelerini yeniden yazmak zorunda kaldım. Çünkü Hapless için sadece bir alto ve çellomuz vardı. Şarkı ilk başta sekiz akorlu bir dizi ve melodi olarak yazılmıştı ve ilk kez bu kadar hızlı parmak hareketleri olan bir şey kullanıyordum. Ama bir şeyler eksikti, hiç koro yoktu ve uzun bir süre rafta durdu. Bahsettiğin bölümler (koro) Fransa’nın güneyinde yazı geçirmek için gittiğim zaman eklendi. Sözler tek başında biraz pespaye gözükebilirdi ama diğerleriyle, diğer halinden memnun bölümlerle, bir hoşgeldin ilavesi gibi durdular.

Hiç müzik eğitimi aldınız mı ya da alıyor musunuz?

-Bence mutsuzluk ve güzellik arasında anlaşılması zor bir ilişki mevcut.-Pek sayılmaz. Gençken bazı basit müzik teorisi öğrendim ama pek kalıcı olmadı. Sonra gençliğimde birkaç yıl gitar hocam oldu, bana daha çok klasik gitar öğretti. Ama kullandığımın çoğunu kendi kendime öğrendim. Sadece çalarak ve diğer insanların şarkılarını dinleyerek. Uzun bir süre açık akortu keşfedene kadar Nick Drake’in bir sihirbaz olduğunu düşündüm. Şimdi hala sihirbaz olduğunu düşünüyorum ama şarkılarının çoğunu çalabiliyorum. Yine de keşke piyano da çalabilseydim.

Şimdiye kadar sadece bir albümünüz var ama şu an devam eden bir şey var mı?

Evet ama gelişim süreci oldukça yavaş. Ama bu, sonuçlar beklemeye değecek anlamına gelmiyor. Ben sadece ikinci albümün belirgin tehlikelerini önlemeye çalışıyorum. İlkini kaydedeli o kadar uzun zaman oldu ki kayıtlara başlayınca belki ilk kez kayıt yapıyor gibi hissedebilirim.

Diğer müzisyenlerle sahne almayı seviyor musunuz? Mesela kiminle iyi bir konser çıkaracağınızı düşünürdünüz?

Turneye çıkmayı seviyorum. Kendi yaşadığım yerde sahne almak pek eğlenceli değil, turnedeki sanatçılarla ya da ziyarete gelen arkadaşlarınızla çalmadığınız sürece.

Kaliforniya’da Jenny Jenkins ile Hollanda’da Pollyanna ile turneye çıktım ve ikisinden de inanılmaz keyif aldım. İki kez June Madrona ile turneye çıktım ve rahatlıkla söyleyebilirim ki onlar işe yaramaz, hilekar insanlar. Durmadan birbirini yumruklayan, dikkatsizce araba kullanan ve eyalet yetkililerine yalan söyleyen insanlar. Kısacası: Onlarla bir daha turneye çıkmak için sabırsızlanıyorum. En iyi konseri kiminle çıkaracağımı da gerçekten bilmiyorum. Seyircilerden her birinin bunun için değişik bir cevabı olacaktır.

Peki boş zamanınızda kimi dinlersiniz, kim size ilham verir?

Artık yeterince müzik dinlemiyorum. Dinlemeliyim. Son zamanlarda çok az tanıdığım bir kız bana Paulinho Nogueira’nın bir albümünü verdi (1965′ten kendi adını taşıyan bir albüm). Sadece gitar var, Brezilyalı. Muhteşem. Ona ne kadar teşekkür etsem azdır. Eskiden çok sık yaptığım gibi yine film izlemeye başladım. Bu müzik için iyi bir ilham kaynağı çünkü sana verdiği fikirler genelde müzikal fikirler değil dolayısıyla onları bir şekilde aktarılmalısın. Ölümünden kısa bir süre önce Paul Newman’ın yönettiği “The Effect of Gamma Rays on Man-in-the-Moon Marigolds” filmini izledim. O kadar uzun bir isimle nasıl karşı koyabilirdim. Gayet iyi bir film.

Eğer bir filmin müziklerini yapabilseydin, hangisini seçerdin?

‘70′lerden bir film seçerdim, Terrence Malick ya da Sam Peckinpah hatta Jerry Schatzberg bile olabilir. Altman’ın McCabe & Mrs Miller filmi geliyor aklıma. Ama onun için çok geç kaldım. Belki günümüzden Lodge Kerrigan’dan bir şey. Clean Shaven’da evlerin önünde arabayla geçtiği bazı sahnelerin ürkütücü bir şekilde tanıdık geldiğini hatırlıyorum. Görmemiş olmama rağmen sanki onları görmüş gibiydim. Hatta sanki onları ben çekmiş gibiydim. Belki orada bir şey vardır. Bir bağ. Ve eğer filmi görmediysen, ben şizofrenik değilim. Bana tanıdık gelen ana karakter değil, sadece evlerdi.

[Flowers From the Man Who Shot Your Cousin web sitesi] [Last fm]

[dailymotion k3tV8Ca7TxGVQkiFZZ]

Not: Flowers from the Man Who Shot Your Cousin fotoğrafları Laurent Orsenau çalışmasıdır.



Görüş bildir