Futuristika!

RSS aboneliği


Futuristika!


Eki 05
Pazar
Politik
Brown bizi Chequers’a götür

Daha önce de Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile ilgili bir yazı yazmıştım, siyasetten uzak, dudakları geren bir yastık altı hikayesi tadında, şimdi sıra geldi Britanya Başbakanı Gordon Brown’a. Ama önce sinekten yağ çıkaran Fransızlar’ın son numarasını paylaşmak istiyorum; eskinin mankeni ama şimdilerin listeleri zorlayan şarkıcısı (ki aslında Christies’in gündeme getirmesi sağolsun hepimizin hatırlamak isteyeceği üzere ünlü manken) Carla Bruni ile Sarkozy’nin bu fırtınalı ve oldu bittiye gelen romansları dizi oluyormuş. Hangi kanalın bu diziyi yayınlama cesaretinde olduğu ise halka açık bir tartışma haline gelmiş. Şimdi yazıyı içselleştirmek adına aynı şeyin bizde olduğunu düşünün ya toptan çarpılmamızı isterlerdi ya da beşinci boyuta rakip çıkardı.

Gelelim Brown’a. Her adını okuduğumda aklıma [şu] geliyor belirtmeden geçemedim:

Gordon Brown
Gordon Brown
Benim için Brown inanılmaz renkli biri, bir seneyi aşkın süredir Britanya’nın başbakanı ve bir sürü şey geldi başına. İşin siyaset kısmı ile ilgilenmiyorum keza bir sene sonunda hala “Daha iyisini yapabilirim, daha iyisini yapacağım, okuldayken mottom ‘elimden gelenin en iyisini yapmak’ idi” diyen bir adamdan bahsediyoruz. Beni ilgilendiren yastık altı kısmı yine. Mesela siz bir başbakan olsanız nasıl ölümsüz hale gelmek isterdiniz? Bir okula ya da caddeye adınızın verilmesi sizin için yeterli olur muydu? Ya da adınıza bir şarkı yazılsın, belki bir tiyatro binasına adınız verilsin? Brown’un kaderi burada biraz farklılık gösteriyor.

Şu çoğumuzun sevdiği Marvel çizgi romanları ‘Kaptan Britanya ve MI13‘ adlı çizgi roman yayınladı. Kitapta Brown, dünyayı yeşil derili şeytani uzaylılardan koruyor. Dünyayı basan bu uzaylıların adı ise ‘The Skrulls‘. Başbakan çizgi romanda Kaptan Britanya ve MI13 adlı istihbarat bürosu üyeleriyle istilayı filan tartışıyor. Şimdi adamlarda bir MI5 olduğu için zaten MI’in dışına çıkmak istememişler muhtemelen ama “Amerikası olur da Britanyası olmaz mı yahu” mantığı biraz tutmamış bence. Tabi çizgi roman fanatikleri verecektir nihai kararı. Brown’un ölümsüzleşmesi bununla da bitmiyor.

Gordon Brown, Marvel kahramanı...
Gordon Brown, Marvel kahramanı...

Yine saydığımız yapılardan hiçbiri Brown’a yakıştırılmadı muhtemelen ki, Brown’un adı bir termik santrale verildi. Aslında verildi diyemeyiz çünkü hem işin içinde Greenpeace aktivistleri vardı hem de Brown’un olaydan pek haberi yoktu, en azından olurken. geçen kasımda altı Greenpeace üyesi Kingsnorth termik santralinin 210 metrelik bacasına tırmanarak Brown’un adını yazdı. Tabi ardından dava açıldı vesaire, vesaire. Ama gelin görün ki kimse suçlanmadı. Neden derseniz; “Mahkeme ‘mülke zarar verme’ suçundan yargılanan eylemcilerin daha büyük bir zararı önlemek için küçük bir zarar verdiklerine dolayısıyla suçlu sayılamayacağına hükmetti.” Şimdi adamların yasasında şöyle bir şey var “1971′de kabul edilen Adli Zarar Yasası’na göre büyük zararı engellemek için verilen maddi zararlar ‘yasal özür’ olarak kabul ediliyor.” Sanırım bu nokta yazının hiçbir yerini içselleştiremediğim bir an, sağlık olsun.

Ve şimdi en sevdiğim eyleme geliyoruz. Günlerden bir gün Brown Başbakanlık konutunda bir ödül töreni sırasında yanına yaklaşık elini sıkan birisine gülümsüyor ve bu gülümseme adamın sözleri ile iyice donuklaşıyor. Brown’un elini sıkan kişi küresel ısınma protestocusu Dan Glass. Glass 24 yaşında bir öğrenci ama Brown’a gidip uhuladığı ellerini yapıştırmaktan hiç çekinmemiş hatta Brown’a şunları da söylemiş üstüne üstlük; “Korkmayın. Bu şiddet içermeyen bir protesto. Kendimi şu an resmen Başbakanın düğmelerine yapıştırdım. Küresel ısınmadan, benden, kolunuzu sallayarak kurtulduğunuz gibi kurtulamazsınız. Küresel ısınmayı yenebiliriz ama bu dünyanın en büyük uluslararası havalimanı Heathrow’u inşa ederek olmaz. Küresel ısınma bizim kuşağın belirleyici bir sorunu ve artık Britanya Havalimanları İdaresi’ne karşı sesimizi yükseltmeliyiz.” Böyle protestoya can kurban diyesi geliyor insanın.

Ayrıca Brown’un başına gelenler kadar kendisi de komik bir insan. Brown kendisini İngiliz yazar Emily Bronte’nin o meşhur Uğultulu Tepeler romanındaki kötü adam Heathcliff’e benzetmişti. Defalarca mezarından çıkardığı eski sevgilisinin hayaleti tarafından öldürülen Heathcliff’e olan benzerliği ile ilgili de şunları söylemişti: “Beni Heathcliff’le karşılaştıran kişiler kesinlikle haklı. Heathcliff olabilirim ama onun daha yaşlısı ve daha akıllısı.” Sanırım ben anca Salinger’ın kitabındaki [Holden Caulfield] olmak isterdim ki bu da bizim kuşağın sorunu olsa gerek…

Etiketler: , , , , ,

Yorum yaz



Futuristika! © 2008 | Katılım şartları ve gizlilik sözleşmesi | Diğer: Futuristika Magazine - Rassal | Tasarım: News Plus'la yapıbozum: Futuristika! | "Dergi, hür düşüncenin kalesidir." - Cemil Meriç