Aranoa’nın Güneşli Pazartesiler’i

Aranoa’nın Güneşli Pazartesiler’i

Bu çeviri daha önce 2008 III. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

indieWIRE: Neden kendinizi İspanya’daki işsizlik ile ilgili bir film yapma konusunda yetkin hissettiniz? Ya da filmin işsizlikle ilgili olduğunu düşünüyor musunuz?

Fernando Leon de Aranoa: Bence ilgili. Eninde sonunda filmin teması işsizlikle ilgili, bu durumda olan bir grup insanı anlatıyorum. Ama yapmak istediğim hikayeyi bir karakterin bakış açısından anlatmaktı. Sendikalardan ya da istihdam politikalarından bahsetmek istemedim. Ben karakterlerin hissettiklerinin hikayesini anlatmak istedim. İşsiz kaldığınızda ne olduğu, bunun evdeki yaşantınızı, eşinizi nasıl etkilediği gibi şeylere ağırlık vermek istedim. Bunların hikayesini daha çok insan bakış açısıyla anlatabileceğimi hissettim. Aynı zamanda bu durumdaki insanların nasıl acı çektiğini ve bununla birlikte gelen dramayı da keşfetmek istedim. Ama tabi her şeyde olduğu gibi bunun da içindeki mizahı atlamadan. Bu durumda olup da hala gülebilen insanlar var sonuçta.

iW: “Güneşli Pazartesiler” çok yerel bir film ama sanki çok daha geniş bir kitleye hitab ediyor.

Aranoa: Ben buna ikna oldum. Özellikle şimdi Fransa ve İtalya gibi başka ülkelerde de gösterilmişken. Bence filmle ilgili yerel olan şey filmin derisinde, yüzeyinde bulunuyor. Şehir çok somut. Filmdeki karakterlerin giyinme tarzı Kuzey İspanya’nın tarzına çok benziyor. Ama bence filmin içeriği evrensel. Karakterlerin korkuları, güvensizlikleri, gururları, onurları, her şeyin en dipte gözüktüğü zamanlarda bile kendilerine olan saygıyı korumaya çalışmaları bence gayet evrensel.

iW: Film gerçek bir hikayeye dayanmasa bile arkasında birçok gerçek olay yatıyor. Anlattığınız hikayede bunların kaçı tasvir edildi?

Aranoa: Film tek bir gerçek hikayeye dayanmıyor, aksine binlerce gerçek hikayeye dayanıyor. Filmdeki her küçük şey farklı bir yerden geliyor. Mesela filmin adı altı ya da yedi yıl önce Fransa’da işsizlerin yaptığı bir grevden geliyor. Ayrıca filmi çektiğimiz yer olan Vigo’daki rıhtım işçilerinin kovulması dahil birçok kişinin yaşadığı olaylarla ilgili de bilgi topladım. Gijon’da kovulan 90 işçinin ve kovulmayan 300 işçinin tepkileriyle ilgili de bilgi edindim. Arkadaşlarının geçici olarak işten çıkarılmalarını kabul etmeyi reddetmişler. Elimde bir BetaCam ve bir arkadaşla Gijon’a gidip rıhtımdaki işçilerle bir hafta geçirdim. Bütün çile neredeyse bir ay sürdü.

Yaptığımız çekimler “Güneşli Pazartesiler”in girişinde bulunuyor. Ama asıl önemli olan bu adamların iş ahlakına şahit olmaktı. Bence Gijon’a yaptığım gezi bu filmi şekillendirdi ve işlerini gerçekten anlamam konusunda, dayanışma içinde olmanın anlamı ve yaptığınız işi birey olarak değil bir grubun bakış açısıyla savunmanız gerektiğini açıklık kazandı. Bu, mesleğinize işiniz gibi değil de cevheriniz gibi davranmakla, birisinin kendi değeriyle ilgili. Bütün bunları Gijon’da duydum ve filmde Javier Bardem’in canlandırdığı Santa karakterinde bunları görebilirsiniz. Filmdeki diyalog Gijon’daki işçilerden bire bir alınmıştı.

iW: Filmi İspanya’nın kuzeyindeki Galicia bölgesinde çekmeye karar verdiniz. Filmin mesela Madrid gibi bir şehir yerine burada daha iyi çekileceğini düşünmenizin sebebi neydi?

Aranoa: Filmdeki karakterlerin bir vapuru esir alması fikri Vigo’dan geldi. Bu üzerinde çalışmaya başladığımız ilk şeylerden biriydi. Bir gazetede şöyle bir haber vardı; geçici olarak işten çıkarılan beş kadar kişi vapuru kaçırıp nehrin ortasında durdurmuş ve görüşme talebinde bulunumuş. Yine de İspanya’nın kuzeyinde ya da Avrupa’nın kuzeyinde herhangi bir endüstri şehri olabilirdi. Mesela Asturias endüstriye inancın yüksek olduğu başka bir yer ve sonradan ortaya çıkan endüstrileşmeme durumu bölgeye ciddi zarar veriyor. Bu şekilde olan bir şehir aradım ama aynı zamanda kendi gibi karakterleri de olan bir şehir olacaktı. Endüstrileşmiş ama çekici gözükmeyen (ki ben çok çekici buluyorum) bir şehir aynı zamanda çok güçlü, sert, çetin ve karakteri olan bir şehir. Filmdeki karakterler gibi. Ben 1970′lerde orantısız bir şekilde büyümüş bir şehir aradım. Birçok işçi şehre sonradan gelmişti ama sonrasında fabrikalar kapandı ve birçok insan işsiz kaldı. Şehrin düzeni bozulduğu gibi çalışmaya gelenler sadece işsiz kalmadı aynı zamanda köklerinden de koptular. Ailelerinin, komşularının ya da arkadaşlarının korumasından mahrum kaldılar.

iW: Araştırma yapmadan önce kafanızda belli bir fikir var mıydı? Araştırmanız boyunca olanlar filminizin seyrini değiştirdi mi?

Aranoa: Bu çok uzun bir süreçti ve Ignacio (de Moral) ve ben hikayeyi birçok kez değiştirdik. Hikaye gazetede gördüğümüz vapuru kaçırma hikayesiyle başlıyordu. Biz hikayeyi anlatmak istedik ve filmin yüzde 80′i o vapurda geçecekti. Ama sonradan farkettik ki filmin ilk 20 dakikası hariç her şey o vapurda gerçekleşirse, karakterleri istediğimiz kadar genişletemeyecektik. Sonunda düşündüğümüz bütün bir film haline geldi. Ve noktadan diğer hikayeleri ve karakterleri birleştirmeye başladık.

iW: Javier Bardem’in performansı filmde o kadar merkezi ki filmi onsuz düşünmez imkansız. Bardem hangi noktada filmin yapım aşamasına dahil oldu?

Aranoa: Kendisi grupa dahil olan ilk aktördü. Ben senaryoyu çoktan yazmıştım ama belirli bir aktör düşünmemiştim. Ama San Sebastian Film Festivali’nde “Karanlıktan Önce” filmini görünce Javier’in istediği her şeyi yapabileceğini düşündüm. O inanılmaz. Böylece festivalde kendisine fikrimi sundum ve kulağına hoş geldi. Filmi çekmeye başlamadan birkaç ay önce birlikte çalışmaya başladık, birlikte senaryonun üstünden geçtik. Çok sıkı çalıştı. Çok büyük bir yeteneği olmasının yanı sıra şöhretine sırtını yaslamış bir aktör değil. Santa karakteri ile ilgil her şeyi bilmek istedi. Rıhtımlarda çalıştı. Gemi yapımının bütün sürecini öğrenmek istedi. Onun karakterinin bir kaynakçı olmasına karar vermiştik, o da gidip kaynak yapmayı öğrendi. Onunla çalışmak bir lüks.

iW: Filmi Ken Loach ya da Mike Leigh’nin filmlerine benzetenler var. Siz bu yakınlığı hissediyor musunuz?

Aranoa: Bu çok nazik bir iltifat çünkü onlar benim için çok büyük yönetmenler. Ama bilmiyorum ben gerçek bir sinefil değilim. Demek istediğim sinemayı seviyorum ama diğer filmlere referans aramıyorum ya da filmlerdeki biat fikrini sevmiyorum. Bence gerçeklikteki referanslara bakmalısınız, diğer filmlerdeki değil. Ben İtalyan Neo-Gerçekçiliği gibi karakterlerin bakış açısından anlatılan filmleri gerçekten seviyorum. Onlar sosyal temaları ve gerçek ilişkileri araştırıyor. Aynı zamanda senaryolarına mizah duygusu katıyorlar ve karakterleri şakacı bir zariflikle işliyorlar. Bunu özellikle Ettore Scola olmak üzere 1950′lerin İtalyan filmlerinde seviyorum. Kendimi onlara daha yakın hissediyorum, İtalyan ustalara büyük saygı duyarak tabi!

iW: Politik bir düşünce yapınız olduğu çok açık. Bu politik görüşleri nasıl oluyor da vaazlara başvurmadan filminizin içine yedirebiliyorsunuz?

Aranoa: İdeolojik terimlerle ya da politik söylemlerle düşünmeyi sevmem, filmlerimin de o kadar politik olduğunu düşünmüyorum. Bence filmlerimin ilişkilerden bahsettiğini düşünüyorum. Bence bir filmi politik söylem olarak kullanmak büyük bir hata. Bence bir film duygusal olmakla yükümlüdür ve dünya ile ilgili söylemek istediğiniz şey ikincil olmalıdır. Bana herhangi bir fikri aşılamaya çalışan bir film izlediğim zaman alınmış hissederim. Seyirci zaten yeterince akıllı, buna tenezzül etmemeleri gerekir. Bence bu tarz politik fikirlerin tonu çok iyi ayarlanmalı. Mesela “Güneşli Pazartesiler”de benim için ahlak ya da politika ile ilgili en iyi tartışmalar Santa’nın suretinde gerçekleşti. Santa bardayken Reina, “Şimdi bu bara geliyorum ama eğer karşıdaki daha ucuza içki satarsa ona giderim” diyor. Santa ise, “Orada içkileri bedava bile verseler buraya gelmeye devam ederim” diyor. Bence bu politik bir tartışma ve bir vaizden ziyade bir karakterin kelimeleri ile ifade ediliyor.

Benzer konular

Fikir belirtin

Kullanabileceğiniz XHTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yorum yapmayayım ama bu yazıdan haberim olsun