Annie & Susan
23 Kasım 1999′da Annie Leibovitz Powell’s Books adlı kitapçının “Powell’s City of Books”u ziyaret ettiği sırada kitapçı adına Dave Weich kendisi ile bir röportaj yapmış. O zamanlar fotoğrafçının Susan Sontag ile ortaklaşa çıkardığı Women adlı kitabı raflarda yeni yerini almış. Daha, ülkemizde film festivalinde de gösterilen “American Masters: Annie Leibovitz: Life Through a Lens” filminin çekilmesine de yedi sene var. Edebiyat kuramcısı, yazar, yönetmen, aktivist ve insan hakları savunucusu gibi kalıpların içine sığamayacak Susan Sontag’ın “On Photography” kitabını çıkarmasına iki sene, bu dünyadan ayrılmasına ise beş sonbahar, beş bahar, beş yılbaşı vardı.
Son dönemde NBA yıldızı LeBron James ve manken Gisele Bundchen’i Vouge’un kapağı için fotoğraflamıştı ve Birinci Dünya Savaşı’nın orduya asker almak için hazırladığı posterleri çağrıştırdığı için çok tepki toplamıştı.

Yine yakın bir zamanda Miley Cyrus adlı çocuk programlarının tanınan yüzünü yarı çıplak fotoğrafladığı için ortalığı karıştırmıştı. Ailesinin cevabı ise garipti bence: “Annie çok tatlı. Ona hayır diyemiyorsunuz, yüzünüze yavru köpek gibi bir bakışı var. Siz de peki tamam diyorsunuz.”
Sonuç olarak burada John Lennon ve Yoko Ono’nun efsanevi fotoğrafını çekmiş, Rolling Stones ile gezmekten bir dönem kafasının devamlı dumanlı olduğunu söylemekten ve hatta bu yüzden rehabilitasyon merkezine yattığını saklamayan, Rolling Stone dergisinin kapak tasarımında değişim yaratmış birisinden bahsediyoruz.
Her ne kadar tartışma konusu yaratsa da Leibovitz yanılmıyorsam geçen yılın sonuna doğru Disney için masallar temalı bir çekim yapmıştı. Ayrıca festivalde izlediğim filme de bakılırsa kendisi ile çalışmak inanılmaz bir tecrübe gibi görünüyor.

Dave: Kitabınızdaki bazı kadınlar çok tanıdık. Diğerleri ise meşhur bile değil. Çekeceğiniz konuları nasıl bulunuyorsunuz?
Leibovitz: Birçok liste yapılmıştı. Susan [Sontag] bir liste yaptı. Ben bir liste yaptım. New York Times’tan John Rockwell ile konuştum. Vogue editörleriyle konuştum. Sonra şehirde zemin araştırmaları için tur atma fikri geldi aklımıza. The New Yorker için şov kızlarını zaten çekmiştim ve onların iyi bir fotoğraf serisi olduğunu düşündüm. Kitap için de iyi olacağını biliyordum. Dolayısıyla şov kızlarının tam ters kutbunda duran kendini baştan aşağı kapatmış bir Müslüman kadın düşündüm. Bu araştırma gezilerinin başlangıcı oldu. Detroit dışındaki geniş bir Müslüman cemaatine gittik ve kadınları objektifin karşısına oturtmak gerçekten zordu ama bir kadın kabul etti. Son üç yılda çekimler devam ettikçe, özellikle sona doğru kitabımı erteleyeceğimden habersizken, olay fotoğrafları öekme ve bir biçim verme, bakma ve görme sürecine dönüştü. Bu sıralama oluyor mu? Neyi kaçırıyorum? Sona soğru, bilek gücü ile iş yapan daha çok kadına ihtiyacım olduğunu düşündüm. Madencileri de o zaman buldum. Kaliforniya’ya gittim ve çiftçileri çektim. Yerel mekanlarda fikirleri olabilecek üreticiler buldum. Biz de etkinliklerin peşine düştük, eğer bir dövme toplantısı ya da benzeri bir şey var mı diye bakınmaya başladık. Hayal bile edemeyeceğiniz şeyler bulduk. Mesela neredeyse iki yıldır Eudora Welty ile bir çekim yapmaya çalışıyordum. Sonra The New York Times’da Eudora’ya yarım saat uzaklıkta yaşamak içim bütün parasını veren Osceola McCarty adlı siyah çamaşırcı kadının hikayesini okudum.
Dave: Bu iki kadından bahsetmeniz komik çünkü onlar benim kitaptaki favori fotoğraflarım. Benim için yaşlı kadınlar çok yankı yapıyor. Özellikle Eudora Welty. Bu fantastik bir fotoğraf.
Leibovitz: O çekimi yapmak çok zordu. Sonunda Mississippi’ye vardığımda onunla buluşmak için evden çıkarken telefonun çaldığını duydum. Açmadım. Birkaç kez çekimi iptal etmişti ve tekrar iptal etmesinden korkuyordum. Sağlığının yeterince iyi olup olmadığını bilmiyorlardı. Bana aşağı inmem, mavi bir koltuğa oturmam söylenmişti, birkaç dakikam olacaktı. Hepsi buydu. Ama hava daha yeni bahara dönüyordu ve dışarısı gerçekten çok güzeldi. Dolayısıyla ben de “Dışarı çıkmak ister misiniz” diye sordum. Yardımcısı bana çok sert bir ifade ile baktı, kulaklarından duman çıkıyordu ve o sırada Eudora, “Evet! Seve seve” dedi. Bir mont giydi, dışarı çıktı ve verandaya oturdu. Ben de onu orada fotoğrafladım. Onun güneylilere özgü çok misafirperver ve nazik bir tavrı vardı, “Neden benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun bilmiyorum” dedi. O çekimden o kadar çok güzel fotoğraf vardı ki, bir tanesini seçmek çok zordu.

Dave: Kitapta meşhur olmayan çok fazla güçlü kadın var.
Leibovitz: Onlar kendi dünyalarında çok tanınan insanlar. Kitapta meşhur insanlar var ama onlar daha önemsiz hale geldi. Amaç onları bir arada tutmaktı. Çoğu bir şekilde örnek alınan insanlar.
Dave: Sizin bir gazetecilik geçmişiniz var. Böyle bir projede çok yararını görmüşsünüzdür?
“Bir portrede bakış açısına sahip olabilirsiniz ve bir fotoğrafta kavramsal olabilirsiniz. İmge ne olup bittiğini vermeyebilir ama en azından temsil eder.”
Leibovitz: Gerçek şu ki, gazetecilik yaptığımı düşünüyordum ama aslında yapmıyormuşum. San Francisco Sanat Enstitüsü’nde aslını okuduğum Robert Frank ve Cartier Bresson tarzı röportaj, kişisel röportajdı. Bunu bilmiyordum ama bunun daha kişisel bir meyli var. Rolling Stone için çalışmaya başladığımda gazetecilikle çok ilgilenmeye başladım ve belki de yaptığımın bu olduğunu düşündüm ama bu doğru değildi. Önemli hale gelen bir bakış açısına sahip olmaktı. Bu yüzden “Portre Fotoğrafçısı” titrini kullanmayı bıraktım. Bir portrede bakış açısına sahip olabilirsiniz ve bir fotoğrafta kavramsal olabilirsiniz. İmge ne olup bittiğini vermeyebilir ama en azından temsil eder. Bu kitapta gerçekten mümkün olduğunca açık sözlü olma çabası vardı ama istediğim fotoğrafı nerede çekebileceğimin örnekleri vardı, ben de buna yardım ediyorum. Mesela Osceola: Oraya gittiğimde, oturmuş hazır bir şekilde beni bekliyordu. Kırmızı kıyafetini giymiş ve bütün kötü ününe sahip olmasını sağlayan peruğunu takmıştı. Evini dolaştım, çok küçüktü. Yatak odasında günlük kıyafeti kapının arkasında asılıydı. “Bunu giyiyor musun” diye sordum o da, “Onu her gün giyiyorum” dedi. Ben de “Bunları yeniden giymenin bir sakıncası var mı” diye sordum. Sonra da peruğunu çıkarmasını istedim. Gerçek bir gazetecinin bunu sorma hakkı yoktur ama eğer ilüstrasyon yapıyorsanız sorabilirsiniz.

Dave: Kitapta birçok kez fotoğrafladığınız insanlar var. Yoko Ono’nun fotoğrafı bu kitap için özel olarak mı çekildi?
Leibovitz: Evet, öyle oldu. Onun yüzünü yıllar önce fotoğraflamıştım, John’un ölümünden hemen sonraki seneydi sanırım. Çok duygusal ve üzgün bir surattı. Onu yeniden ziyaret etmek ve yüzünü bir daha yakından fotoğraflamak ilginç olur diye düşündüm. Çok güçlü bir Japon suratı var. Yenilenmiş bir versiyon istedim. Çekimin yüzde sekseni kitap için yapılmıştı.
Dave: Sunulacakları bağlamı bilerek bu fotoğrafları çekmek zor olmuştur. Bu çok fazla sorumluluk gibi gözüküyor.
Leibovitz: Başladığımda açıkçası korkuyordum. Olayın bütünü çok gözümü korkutuyordu. Nereden başlarım? Nasıl başlarım? Bunun üstesinden gelmek kısmı çok korkutucuydu. Çok büyük bir konuydu. Bunu daha önce de söyledim: Kadınları hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum. Ama olay daha çok kadınların kendine güvenleri ile ilgili bir hale geldi. Bu herhangi bir çeşit kadının açıklamasından ziyade kendi açıklamasını yarattı. Susan bunu çalışmasında söylemişti: Bazı kalıplaşmış örnekler bir yerde saklıdır, bazıları ise kırılmıştır. Yaşlı kadınlar sizi büyülüyor. Ortaya çıkan işe baktıkça yaşlı kadınların ve yaşlanma fikrinin güzel olmadığı kalıplaşmış düşüncesini kırdığımı farkediyorum. Bu doğru değil. Ama sorumluluk açısından bu neredeyse kitabı ertelemeyip devam etmemin sebebidir. Kitabı hiçbir zaman bitiremeyeceğimi düşündüm.

Dave: Susan Sontag sürece nasıl dahil oldu?
Leibovitz: Bu onun fikriydi. Buna doğrudan kapılmadım. Arkadaşlarımla ve çalıştığım diğer insanlarla konuşunca bu fikir onları çok heyecanlandırdı. Onları heyecanlanması da beni sevindirdi ve onların heyecanlamasının ilginç olduğunu düşündüm. Ama aslında kimse kitabın neyle ilgili olması gerektiğini bilmiyordu. Kimin o kitapta yer alması gerektiğini de bilmiyordu. Susan bir başlangıç listesi yaptı. Geçenlerde bir göz attım ve sanırım listede bulunan bir ya da iki kişi dışında on beş kadının hepsini fotoğraflamışız. Konuyla ilgili bir yazı yazacağını söylemişti ama sonuna kadar tam olarak hemfikir olmadı. Eğer kitabı beğenmeseydi, bir yazı alamayacağımı hissediyordum. Sonunda Joan Didion’ı aramak zorunda kalacağımı ya da benzer bir şeye mecbur kalacağımı düşünüp duruyordum. Joyce Carol Oates ne yapıyor acaba? Onun beğenmesi önemliydi ve onun zevki benimkinden farklıdır. İlk karşılaştığmızda “Sen iyi olabilirsin” demişti ve hep o mertebeye erişmeye çalışıyorum.
Dave: Bu ne zamandı? Onunla ne zaman tanıştınız?
Leibovitz: Yaklaşık 11 yıl önce. Fotoğrafını çekmek için tanışmıştık. İşimde bana çok iyi bir arkadaş oldu, ciddi olmama izin verdi. Oysa ben hep birazcık aptal olmam gerektiğini düşünmüştüm. Bu kitabın sonuna doğru bana “Bunu biraz daha zekileştirmen gerekiyor” demişti. Chicago Üniversitesi’nden Martha Nussbaum ve The Nation’dan Katha Pollitt’i önermişti.
Dave: İlk fotoğraf annenize ait. Sizin hiç fotoğrafınız yok.
Leibovitz: Vaktimiz ve zamanımız kalmamıştı. Kitaba koyabileceğimiz başka fotoğraflar da vardı ve fiyatı da düşük tutmaya çalışıyordum. Bu en az öneme sahip şeydi. Bu kitapta gerçekten olması gereken ama olmayan insanlar var. Bir otoportre çekmeyi düşündüm ama bir süre sonra pek de önemi yoktu çünkü benim olanı kullanamazdım.

Dave: Kitapta özellikle gurur duyduğunuz herhangi bir fotoğraf var mı?
Leibovitz: Bence şov kızları gerçekten çok önemli. Benim favorim neredeyse kütüphaneci gibi görünen Susan McNamara. Onları oldukları gibi çekmeyi planlamamıştım. Onlarla şovlarından sonra kostümlü halleriyle Bally’s and The Stardust’ta buluşmuştum. Asıl fikir stüdyoya gelmeleri ve kostümlerini de yanlarında getirmeleriydi. Stüdyoya geldiklerinde onları tanımadım. Bunun yani bunları yan yana koymanın inanılmaz olduğunu düşündüm. Şİmdi aldığım sonuçtan çok memnunum. Bu Susan Sontag’ın yazısının da bir örneği. Kadınların erkeklere nazaran nasıl da kadın olmak için giyindiğini anlatıyor. Bu bir şekilde onu da aşıyor. Susan McNamara’nın olayında o resmen giydiği kostümle yetki sahibi oluyor, sanki bir çeşit zırh giyiyor.
Dave: Onlar çok güçlü fotoğraflar özellikle kitabın sonuna doğru, hepsi sıralanmış.
Leibovitz: Aynı zamanda merak da uyandırıyorlar. Mesela şov kızları, ben onları merak uyandırıcı ve güzel buluyorum ama sonra kendileri olarak bana yine merak uyandırıcı ve güzel geldiler.
Dave: Bu çekimlere ne kadar zaman harcadınız? Sanırım Natalie Portman çekimine çok zaman harcadınız, mesela diğerlerine harcadığınızdan daha çok.
Leibovitz: Doğru. Natalie Portman aslında bir kapak çekiminden ortaya çıktı. O genç bir güzelliğin hakkını verirken ben daha çok onu genç kızdan kadınlığa geçerken fotoğraflamak istedim. Çok gençti ama onu bir genç kız olarak fotoğraflamanın çok geç olduğunu düşündüm. O çoktan bir kadın olmuştu. Kadın! Kadın! Kadın! Ama içindeki genç kızı da ortaya çıkarmak istedim. Bana bir aktristen fazlasını temsil ediyordu. Ama evet aslında Vanity Fair için kapak çekimi yapıyorduk ve çekimler Alabama’da birkaç gün daha sürdü. İlginçtir ki madencileri fotoğraflamaya da o zaman karar verdim. Alabama’ya gidiyorduk ve o sırada madem ocağını keşfettik. Bu müthiş bir hikaye. Maden kuyusunun yarım mil aşağısında çekim yaptık. Bütün o kadınlar evli. Soldaki kadın Shirley, kızlarını kolejde okutabilmek için yirmi yıldır madenlerde çalışıyormuş. Sonunda hepimiz ağlıyorduk, bunlar böyle hikayeler…

Harcadığımız zamandan bahsediyordunuz. Bunlar çok hızlı gelişti. Eğer bir dergi işi değilse çalışılmış şeyler değillerdi. Bu meşhur insanlarla oluyor. Meşhur olmayanlar, objektifin karşısında profesyonelce oturmayanlarla çalışırken hızlı olmam gerektiğini öğrendim. Ya güzel olacak ya da olmayacaktı. Tabi bütün bunları kitabın düzeltmelerinde görüyorsunuz. Bazıları işe yaramamış, malzemenin işe yaramasını sağlayamazsınız.
Dave: İlk büyük çekimlerinizden bahsettiniz. John Lennon ile olan bir çekimde ne kadar açık sözlü ve yardımcı olduğunu ve sizin bunu ne kadar takdir ettiğinizi söylemiştiniz. O zamandan beri çok bilinen birisi oldunuz. Sizin için şimdi herhangi bir değişiklik var mı, diğer uçta olmaktan kaynaklanan. Özellikle çok da meşhur olmayan insanları fotoğraflarken?
Leibovitz: Birçoğunun benim kim olduğumu bildiğini sanmıyorum ve bence bu gerçekten de önemli değil. Ben sadece onları kadınlarla ilgili kitabımla ilgili fotoğraflayıp fotoğraflayamayacağımı soruyordum. Bence onlar sadece fotoğrafları çekileceği için heyecanlıydı. Ama işin aslı çoğu insan ve özellikle başarılı insanlar gayret gösteriyor. Katılmak istiyorlar. İşleri doğru yapmak istiyorlar. Lennon’dan öğrendiğim bir şey vardı ki bütün kariyerim boyunca benimle kaldı, o da açık sözlü olmak.
“Lennon’dan öğrendiğim bir şey vardı ki bütün kariyerim boyunca benimle kaldı, o da açık sözlü olmak.”
Aslında fotoğraf çekerken konuşmayı çok seviyorum ve bence bu herkese yardımcı oluyor. Birisinin fotoğrafını gerçekten çekmeye çalışırken siz odada herhangi biriyle başka bir şeyden bahsetmiyorsunuz. Biliyorsunuz ki, havadan ya da Knicks maçından bahsetmek aslında onların fotoğrafını çekmiyormuşsunuz gibi davranmanızı sağlıyor. Bunun gerçekten komik olduğunu düşünmüşümdür. Burada gerçekten fotoğraf çekmiyoruz! Bu senin rahatlamanı sağlayacak! Lennon çok açık sözlü ve yardımcıydı. Bana öğrettiği şey çok açıktı: o insanların birbirine iyi davranmasını istiyordu.
Dave: Bundan sonraki işinizin ne olacağına karar verdiniz mi?
Leibovitz: Bir sonraki fikrimin ne olduğunu söylemek için erken ama üzerinde çalışıyorum. Daha fazla kitap yapmak istiyorum. Bu daha yeni bitti. Basılmasında çok iş vardı ve birkaç haftam bunun üzerinde konuşarak geçti. Çok vaktimi aldı. Bütün bundan ortaya çıkan ise bu kitabı ve projeyi gerçekten sevmiş olmam. Yaparken ne kadar seveceğimi bilmiyordum. Şimdi bunun üzerine konuşmamın nedeni bunun gibi daha çok iş yapmak istemem.











Fikir belirtin