Emeğin karşılığı, içki parası…
Geçen gün gittiğim kuaförde -ki her Türk genç kadını hayatının bir evresinde bu oluşuma dahil olmuştur, olacaktır- çıkmak üzere olan bir kadın bahşiş vermeye çalışıyordu. Ama işin ters yanı vermeye çalıştığı bahşişi benim çantama koymaya çalışmasıydı. Çantamı tutan kadın ise bahşişin asıl hedefiydi. Şimdi kadının neden çantamı tuttuğuna da bir açıklık getirmek istiyorum, zira çanta, palto tutturup, poşet, torbe taşıtan zihniyete sonuna kadar karşı olduğum bilinen bir gerçektir.
Bahsettiğim kadın beni muhtemelen altı yaşımdan beri tanıyor. Yıllardır kuaföre değil de bilmem ne teyzeye giderim anlayacağınız. Hayat böyle bir şey işte. Çocukken kan ter içinde camından sarkıp bir bardak su istediğiniz teyzeler zaman içinde çok farklı bir yerde karşınıza çıkabiliyor. Bu mevzuyu daha fazla uzatmaya gerek yok.
Konu, girişi biraz dağınık olsa da “bahşiş”. Vermek için gerildiğiniz, vermediğiniz zaman da gerildiğiniz, gerekli olup olmadığı üzerine tartıştığınız (sanırım bu ben oluyorum) ve hatta bazı zamanlar siz istemeden sizden alınan meblağ.
İngilizcesi “Tip” olan kelimenin kökeni 16. yüzyıla dayanıyor. Anlamı ise “Beklemeden vermek”. Almanca “Tippen”den gelmiş ki onun da anlamı “to tap”; sözlüğe baktığınızda en anlamlı karşılığı “borç istemek” oluyor galiba. Daha modern bir kullanım ise Almanca’da “Trinkgeld” yani “Altın içmek” ya da “İçmek için para” anlamına geliyor. Her ülkede de aslında bahşiş kelimesinin farklı bir karşılığı var. Yunanistan’da “Gift for a Friend/Bir arkadaşa hediye” anlamına gelen kelime Japonya’da “Pay from the heart/Kalpten ödemek” olarak çevriliyor. Diğer birçok ülkede ise kelime genel olarak hep içeceklerle ilgili:
Almanya, “Drink money/İçki parası” ya da “I’m ok with this/Benim için sorun yok” - Macaristan, “A little something for the wine/Şarap için ufak bir şeyler” - İzlanda, “Drink money/İçki parası” - Rusya, “For a tea/Bir çay için” (ki bu kadar votka içen bir ülkede hiçbir bahşişin çay için olacağına inanmamı beklemesinler) - Hindistan, “For tea or water/Çay ya da su İçin” - Fransa, “For a drink/Bir içki için”. Sonuçta hepsi biraz da ülkenin kültürü ya da içinde bulunduğu koşullarla ilgili.
Tahmin ettiğiniz üzere bazı ülkelerde hiç bahşiş verilmiyor ama tabi ki vermeye kalkarsanız da kimse hayır demiyor. Belirleyici olan etken bahşiş ile rüşvetin birbirine karışmaması. Gelir seviyesi yüksek ülkelerde kimse bahşişi sorun etmezken genelde minnettarlık belirttiği için yoksulluk seviyesi yüksek olan ülkelerde bahşiş beklenen bir şey haline dönüşüyor. Asıl olarak bahşiş size verilen servisten memnun kalmanız kaydı ile verilen bir miktar para ama bazı restoranlarda otomatikman kesilen yüzde 10 ya da yüzde beşin en olduğunu hiç sormayın, zira ben de bilmiyorum.
Bahşişin nasıl verildiği de önemlidir. Sadece restoranları baz alarak konuşmadığımızı varsayarsak eğer eline sıkıştırmak, cebine koymak, masaya bırakmak vs. diye gider hatta yaratıcı yollar da bulunabilir. Ama hangisinin neye göre kime göre daha uygun olduğu tartışılır.
Her ülkenin kendine göre bir bahşiş anlayışı var. Mesela Hırvatistan’da postacılara bahşiş vermek yaygınken ABD’de ise dövme ve piercing yapanlara bahşiş vermek alışagelmiş bir durum. Ki bu biraz garip olsa gerek. Bizde ise kuaförden tutun da taksi şoförüne kadar herkes, herkese bahşiş vermeye pek hevesli. Sanırım bu konuda bize en yakın ülke de Almanya. Bizde de hala bahşişini vermeden yerinize oturmanıza izin vermeyen sinema görevlisi, kantinci, yer gösterici mevcut, hem de hepsi aynı kişi. Kendilerinin Kadıköy sinemalarında yıllardır yaşadığı da bir tevatürden ibaret değildir hani.
Kuafördeki bahşiş kazası aklıma bir arkadaşımın bahşişle imtihanını getirmişti. Sene ya 1997 ya da 1998, abisi ile sinemaya gidiyor. Hem sosyalleşmek hem de yol yordam öğrenmek adına abisi bahşiş işini kıza devretmiş. Kız da elinde para sinemanın girişini doğru seğirtmiş. Kapıdan girmişler, sinema salonunun girişinde ilk gördüğü adama bahşişi uzatmış arkadaşım, adam “Yok!” demiş, kız ısrar etmiş, adam “Hayır hanımefendi, sağolun.” demiş, kız yine diretmiş. Kavga dövüş kız bahşişi bileti kesen adama vermiş. Sonra içeri girmişler, yer gösterici gelmiş bileti almış, yerlerini göstermiş ve beklemeye başlamış. Kız ne olduğunu şaşırmış tabi, ilk görevini yerine getirmekteki başarısızlığı ile yer göstericiye dönüp “Ama ben girişteki arkadaşa vermiştim!” demiş.
Ben bahşişe karşı olan kesimdenim ama hem haklı sebeplerim var hem de çeşitli durumlara göre esnek bir insanım. Öncelikle bana sorulmadan kesilen bahşişe ben bahşiş değil vergi derim. İkinci olarak herkes bahşişi haketmez; mesela arkadaşlarımla konuşurken paravan misali arkadaşlarımla konuşmamı bölen ve menüyü yüzüme yapıştıran bir garsonun neden bahşiş alması gerektiğini açıklayabilir mi? Şimdi size çok gaddar gözükebilirim ama gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki, yemekleri güzel, çalışanları güleryüzlü bir mekanda cebimde hiçbir zaman akrep olmaz. Zira garsonlara bile “siz” diye hitab eden bir insanımdır.
Emek karşılığını her zaman bulmalıdır ama emeğin hakkı verildiği sürece…











Yakın zamanda, Tapu/Kadastro genel müdürü, ev alım satımında memurlara bırakılan para için bahşiştir bu demişti. İskan bakanı da onaylar gibi “rüşvet ile bahşişi karıştırmayın” demişti.
Zaten yapılması gereken bir iş için “işleri hızlandırmak ve zorluk çıkmasını önlemek” babında bahşiş veriliyor, her an her yerde. Herkes memnun, sistem işliyor. Ancak ben, devlet memuruna karşılığı olmayan bir para verildi diye bunu onaylayan bir kamu görevlisi ve bakanı ilk kez gördüm. Alkışlıyorum. Statükocu değil, güpegündüz liberal(!)
Bilmiyorum, garsonlardan bahsederken -her ne kadar onlara “siz” diye hitap ediyor oluşunuzdan bahsetmiş olsanız da- onlar ile aynı havayı solumuyormuşsunuz gibi bir izlenime kapıldım. Eminim yanılıyorumdur. Belki de bir ara (sadece eğlenmek için) eşinize dostunuza ait bir yerde garsonluğu tecrübe etmelisiniz. Bundan çok iyi bir yazı çıkardı.
ben de yanıldığınıza eminim sevgili Emrah K. zira hem sadece eğlenmek için hem de bira parası çıkarmak için barlarda içki servis etmişliğim ya da bar kapanana kadar bulaşık yıkamışlığım çoktur. Konuyla ilgili yazabileceğim şeyler olabilir elbet ama kırık bir Türkçe ile benden “aslan sütü” siteyen bir turistin ya da ressam olduğunu söyleyip, felsefe okuyan bir kızı tavlamak için verem edebiyatı yapan bir adam hepimizin aşina olduğu bir durum olduğu için pek çekici olacağını sanmıyorum (: belki siz denersiniz?
Selamlar,
Çeşitli dillerdeki anlamların verilmesi hoş olmuş, ama ufak bir düzeltme yapmak gerekiyor. “Trinkgeld”in “altın içmek” ile pek alakası yok. Geld altın değil, para demektir ve verdiğiniz diğer anlam “içecek parası” aslında Trinkgeld’in tek anlamı. Tarihteki gelişinde böyle bir şey var mı diye tekrar baktım, ama yok gibi.
Yazı güzel olmuş, ellere sağlık.
düzeltme için teşekkürler açıkçası ben de çok titizlendim ama konuya tam hakim olmadığım için elimden geldiği kadar düzgün çevirmeye çalışmıştım. (: teşekkürler.