Soundtrack of our lives sadece bir grup değildir

Soundtrack of our lives sadece bir grup değildir

Hepimiz anımsadığımızdan daha fazlasını unutuyoruz.
Thomas Fuller

Bir yazıya girmenin bir milyon yolu vardır. Bu yazıya girmenin de bir milyon yolu var aslında. Ama ben kendime en yakın hissettiğim yerinde gireceğim; Bellek. Bazısının belleğini kokular tetikler, bazısınınkini mekanlar, bazısınınkini de benim gibi duydukları şarkılar.

Evden çıkarken ne olursa olsun müzik çalarınızı yanınıza alıyorsanız, vapura binme sepelerinizden birisi de trafikten kaçmak kadar camdan boş boş bakıp müzik dinlemek ise, izlediğiniz filmlerin müziklerini fellik fellik arıyorsanız, sanırım bu yazıdan aldığınız zevk diğer insanlardan biraz daha fazla olacak. En azından öyle umuyorum. Benim derdim ise belleğimi tetikleyen şarkılara eşlik eden, özdeşleşme yaşadığım film kareleri. Kısaca film müzikleri…

Yakın zamanda bence İspanyol sinemasında tacı Luis Buñuel’den devralmış olan Pedro Almodovar filmlerinin müziklerini bir albümde topladı. Kendisi de filmlerinde kullandığı müziklerin ne kadar çarpıcı olduğunu biliyor olsa gerek ki böyle bir işe kalkıştı. Şarkılarını filmlerinin baharatı olarak niteleyen yönetmenden en güncel örneği “Volver” filmiyle verebilirim sanırım. Arabada ağlayan bir anneye oturduğu sandalyesinde ağlayan bir kız eşlik eder.

Aslında orada bizim kulaklarımızı doluran Estrella Morente’dir ama gözümüzü dolduran da Penelope Cruz’dur. Aslında Almodovar deyince akan suları durduran bir örnek daha var. O da Luz Casal’ın “Piensa En Mi” şarkısı. Filmde geçtiği yer itibariyle herkesi gözyaşına boğduğu iddia ediliyor.Ben daha filmi izlemedim ama kendisi bile sizi süklüm püklüm bırakmaya yetiyor.

Konuyu dağıtmadan yine güncel bir örnek vermek gerekirse eğer, Ferzan Özpetek’in “Saturno Contro” filminin başında Roberta bir şarkı söyler. Daha sonra tekrar duyarız o şarkıyı, Gabriella Ferri’nin sesinden Remedious‘u. Çok güzel bir şarkıdır, hafif hafif sallanasınız gelir ama filmde öyle bir yerde çalar ki yerinize çiviler sizi.

Bu liste böyle gider, siz de sizi vuran filmlerdeki şarkıları yazarsınız liste uzadıkça uzar. Asıl güzel olan kendi listenizi bilebilmektir. Sizi hangi şarkının hangi filmde vurduğunu hatırlamaktır. Bir şarkının sizde bu kadar yer etmiş olduğunu farkedip sevinmektir aslında.

Misal Bant Dergi‘nin aralık sayısında Melikşah Altuntaş “Beyazperdede 25 müzikli an” adlı bir yazı yazmış. Yazının içinde hem olmazsa olmazlar, hem de “Aa, bunlar da mı var?”lar vardı. Bir film müzikleri yazısında “Film Müziğine Giriş 101″ tadında atlanmayacak bazı şeyler vardır. Altuntaş ile kesişim kümemize bakmak gerekirse;

Dancer In The Dark “I’ve Seen It All” / Trainspotting “Perfect Day” / Closer “Blower’s Daughter” / Bin-Jip “Gafsa” / Tacones Lejanos “Piensa En Mi” ve Eternal Sunshine Of The Spotless Mind “Everybody’s Gotta Learn Sometimes”

Ama insan içten içe belleğini sarsmak ve en uçta köşede kalmış şarkıları anımsamak istiyor. Mesela izlediğiniz en anlamsız filmden bile size kalanın bir şarkı olduğu zamanlar gibi. Benim için “Dişçilerin Gizli Yaşamı” kadar anlamsız bir filmden bana kalan tek şey Cat Power yorumu ile çalan “I Found A Reason” şarkısı olmuştu. Tersi olduğu durumlar da vardı. Yani şarkının filmden önce geldiği durumlar.

Great Expectations
Great Expectations
Misal Gary Jules’un “Mad World” adlı şarkısını ezberleyene kadar dinledikten sonra filmi izlediğimde şarkı yarıya bile gelmeden çoktan ağlamaya başlamıştım. Bu tabi tamamen sizinle ilgili bir şey, duyduğunuzun size ne kattığı ya da o an peliküldekinin size neyi çağrıştırdığı ile ilgili. Zira John Carney‘nin bir filmi var, adı Once. Yönetmeninden ziyade Glen Hansard ve Marketa Irglova’nın adı daha çok duyuldu. Cidden meraklısına inanılmaz güzel şarkılar var bu filmde ama şahsi fikrim, film çok da izlemeye değmiyor.

Bir başka durum ise -umarım sadece benim başıma geliyordur- inanılmaz sevip, benimsediğiniz bir şarkının hiç sevmediğiniz bir filmin çok anlamsız bir yerinde çalmasıdır. Bundan iki üç sene önce !f İstanbul kapsamında Nine Lives adlı bir film izlemiştim. Misal o film de kötüydü ama beni daha çok üzen filmin bir yerinde Explosions In The Sky’dan “Your Hand In Mine” çalmasıydı. Bu anlamsız gözüken bir duygusal bağ ama en primitif halinizle düşünürseniz bana hak vereceksiniz.

Farkettiyseniz adını verdiğim filmlerin bazılarından hiç bir zevk almasam da içerdikleri şarkılar yüzünden hafızamda bir şekilde kendilerine yer etmeyi başarmış durumdalar.

Bu mevzunun dediğim gibi ucu bucağı yok, en temizi kendi listenizi oluşturup arada sırada güncellemek. Belli bir giriş dağınık bir gelişme bölümünden sonra kendi çapımda çok şahane bir sonuç ile yazıyı bitirmek istiyorum. O da hem sinemasal açıdan hem de müzikleri açısından ömrümden ömür götürmüş olan Great Expectations filmi.

And every time you throw him to the floor
Why are you surprised to see he’s breakable

Hangi sene, hangi sinemada, kiminle izlediğimi, havanın nasıl olduğunu, üzerimde ne olduğunu bile hatırlıyorum. Filmde Finn, “It’s my heart, and its broken” der, o an dünya sizin başınıza yıkılmamış olabilir ama ben çoktan yerle yeksan olmuşumdur.

Çalan şarkılar, filmin resmen ruhunu ezberden okur aynı zamanda ezber bozar. Filmin en sevilen çocuğu Pulp’a geçmeden önce Fisher’ın “Breakable” şarkısından iki mısra filmi izleyenlerin hafızasını tazeleyecektir sanırım;

Ve artık kapanışı yapmanın zamanı geldi. Hayatınızda yaşadığınız bütün ilişkileri düşünün, hayatınızda yaşadığınız bütün pişmanlıkları düşünün. İşte tam o anda içinizden hiçbir şarkı geçmiyorsa eğer buyrun size Pulp’tan “Like A Friend“. Artık içinizden kocaman yüklü bir tren geçmiş gibi hissedebilirsiniz.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~FIN~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Beklenen not: Tabi bu kadar lafı ettikten sonra en çok gözyaşını döktüren romantik komedi ya da sek romantik filmlerden de bir örnek vermek gerek. “You had me at hello” içeren bir Bruce Springsteen dinlememiş olmak ayıptır, kayıptır (bir şekilde).

6 Yorum: “Soundtrack of our lives sadece bir grup değildir”

  1. Son dönemlerde, müziğini Mogwai’nin yaptığı (aslında film müzik için yapılmış gibi duruyordu) Zidane isimli şahane yapım kadar darbelisini görmedim ben. 90 dakika Zidane oynuyor Mogwai çalıyor başka ses yok. Bir de kramponun topla buluşma anı. Çok heyecan verici.

  2. Benim son zamanlarda en hoşuma giden sahne John Turturro’nun Romance & Cigarette filminde Tom Jones’un “Delilah” şarkısı eşliğinde Christopher Walken’ın muhteşem performansıdır.İzlemeyenlere şiddetle tavsiye edilir.
    Ellerine sağlık harika bir yazı olmuş…

  3. Beklenmeyen not: Festivalde “dag och natt” adlı bir film izlemiştim ve cidden inanılmazdı, bir yerinde stereophonics’in yorumladığı “the first time ever i saw your face” çalıyordu. ben ne zaman bu şarkıyı duysam içim kıyılır…

  4. Gatlif film müziklerinden ya da filmlerinden bahsedilmemiş bu yazı bana göre sırf bu eksikliği yüzünden biraz yavan kalmış.
    Ya da ne bileyim The Devil Wears Prada’da hangimiz o iç kıpırdatıcı müzikler yüzünden kendimizi hakir görüp alışveriş yapmak için can atmadık ki… Yalnızsam da bu konuda, yüzüme vurmazsanız sevinirim.
    Ha Özpetek ve Almodovar’dan bahsedilmiş, bu yüzden eksikleri görmezden gelerek tamamına katılıyoruz yazının ve ekliyoruz Siren nasıl bir şarkıdır?

  5. Pınar çok hoş bir yazı yazmış ve listesini okurken de çoğu defa “evet, evet, ben de” deyiverdim.

    müziğin hikayelendirilmesi, görselleştirilmesi zordur, demem o ki: her filmin müziğinin beğenilmesi de beğendiğimiz her müziğin bir filme eklenmesi de çok kolay değildir.

    Bazı yönetmenler müzik işini pas geçemez ve bu öğeyi oldukça çarpıcı bir şekilde kullanır; örneğin Kusturica’nın müzikle dolup taşmayan bir filmini hayal edemiyorum.

    Aronofsky’nin de filmlerindeki müzik çok doyurucu ve akılda kalıcıdr. Pi ve Requiem for a Dream ‘in müzikleri gerçekten o kadar çok yakışmıştır ki ,sahnelere logo parçalarıymışcasına tam oturmuştur.(gerçi artık çileden de çıkartmıyor değil her ana haber bülteninin her sözüm ona heyecanlı haberiyle beraber Requiem for a Dream’den bir şarkı koyuveriyor olmaları)

    Bazen de mümkün değil olmaz benim gözümde, uymaz o parçalar birbirine.Misal: Rammstein’ı da severim, şarkısı Heirate Mich’i de. David Lynch’i de severim, filmi Lost Highway’i de. Ama gel gör ki bence olmamıştır o şarkı o filmin o sahnesine. (Buradan sesleniyorum David abi, nolur edit et o bölümü ya, gözünü seveyim)

    Ali’nin bahsettiği John Turturro filminin müzikleri de ve filmle bütünleşmesi de doğrudur, bence de güzeldir.:-)

    Amores Perros ve Trois couleurs: Bleu ‘nun müziklerini de eklesem?

    Bir de Polanski filmlerinin neden müzik tarafı hep çok zayıftır ya da bana öyle gelmiştir?

    Kim cevaplayacak şimdi bu soruları:)))Bilemedim…

  6. Sevgili Çağdaş,
    Görece sevdiğimiz bir kelime olduğu için bu yazı uzadıkça uzamaya meğilliydi. Çingene kültürüne aşina olmuş herhangi birisi tabi ki gerek Gatlif’in filmlerini gerek Kusturica’nın filmlerini es geçmemelidir. Ama bütün bunlar şahsidir, yeşil sahalarda pas vermeyecek kadar attığı çalımı seven insanların kişisel listelerine girmektedir. Biz bu listeleri çok severiz o ayrı…

    Sözpınar,
    Öncelikle teşekkürler. Aronofsky nazarımda hem sinemasıyla hem de müzikleriyle zihin hoplatır, yaşasın aphex twin. Müziğin sahneye oturmaması da benim “nine lives” filminde de yaşadığım bir durum, cidden hiç hoş olmuyor. Polanski’ye gelince de bir tercih meselesi deme hakkımı kullanmak istiyorum. Son olarak istediğinizi eklemekte serbestsiniz señorita.

Fikir belirtin

Kullanabileceğiniz XHTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Yorum yapmayayım ama bu yazıdan haberim olsun