Marquez’i bir de polisten dinleyin

Marquez’i bir de polisten dinleyin

Latin Amerika edebiyatının ve tüm zamanların en başarılı eserlerinden biri kabul edilen Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabı deyince akan sular durur.

Hayalgücünüzle en yakın eğlence turuna çıkmak gibi bir şey bu kitabı okumak, İspanyollar’ın soy ağacını bir kerede öğrenmeye çalışıp insanın kendisini paralaması gibi. Zaten artık Arjantin’de benzeri yerlerde (benzemez kimse sana Buenos Aires…) kitabın girişine bir soy ağacı koymuşlar, bence çok akıllıca. Bir de yanılmıyorsam soy ağacı ile alakasız ama Marquez vakti zamanında İspanyolca’nın zor gramer kurallarını daha basite indirgemeyi önermiş ama kimse oralı olmamış. Tabi bir dilin kendine özgü kurallarıdır onu diğerlerinden ayrı kılan ama İspanyolca da “Ha!” deyince öğrenilmiyor ki.

Marquez’e geri dönersek Nobel Ödüllü yazarın bu eseri Meksika’da basımının 40. yılı sebebiyle Belediye Başkanı Victor Baustita Lopez’in isteği üzerine polislerin telsizde konuşurken kullandığı kodlara göre tekrar yazıldı. Tabi ki edebi hiçbir tattan bahsedemeyiz bu durumda ama amaç zaten polislere edebiyatı sevdirmek ve ilgilerini çekmek. Eh, hal böyle olunca gayet başarılı bir yol aslında. Zaten teşkilattaki polisler, düzenlenen kitap atölyeleri ve benzer aktiviteler yüzünden edebiyata çok da uzak değil. marquez2.jpgBugüne dek 35 dile çevrilmiş Yüzyıllık Yalnızlık’ın telsiz koduna çevrilmiş halinden bir alıntı şöyle: “Albay Aureliano Buendia yıllar sonra kod 44′ü yapan grubun karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu kod 26′dan 62′ye, o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini kod 60 yapacaktı.” Bu alıntıdaki “kod 44′ü yapan grubun karşısına dikildiğinde” cümlesi “idam mangasının karşısında dikildiğinde”, “ikindi vaktini kod 60 yapacaktı” cümlesi “ikindi vaktini hatırlayacaktı” ve “onu buzu kod 26′dan 62′ye” cümlesi de “onu buzu keşfetmeye götürdü” anlamına geliyor.

İlk okuyuşta çok itici ve anlamsız gelse de Meksikalı polislerin gündelik hayatta çok kullandığı bu kodlarla Marquez’i okuması ya da dinlemesi onlara hem zaman hem de değişik bir edebiyat zevki sağlayacaktır. Hoş bütün bu olay biraz “Sallama Klasikler”i anımsatıyor. Tabi ki o kitapta klasikler mizahi bir dille yeniden yazılmıştı, burada da mizahi dilin yerini polis kodları alıyor. Ama benim söylemek istediğim daha çok semaverde yapılan çayın yerini üç dakikada hazır edilen sallama poşet çayların alması gibi, artık ciddi ciddi mesai harcayarak okuduğumuz kitapların da yerini minimal hale getirilmiş verisyonlarının alıyor olması. Tabi Meksika bize çok uzak bir örnek ama dünyanın öbür ucunda minimize edilen şeylerin bir çoğu burada da minize ediliyor malesef. Yine de olumlu bir yanı var bu işin, Meksika polisi daha kalifiye elemanlar istediği için bu projeye girişmiş. Bir de artık daha fazla insan Marquez denen bu şahane yazardan haberdar olacak.

6 Yorum: “Marquez’i bir de polisten dinleyin”

  1. Gülümseyerek okudum yazıyı. Olaya değil, Pınar İlkiz’e gülümsedim. Kararsızlığına. Yine de iyi bir şey, ama aslında sallama çay, ama yok yine de iyi canım, fakat minimal… bu ikilem gülümsetti beni. Ama aynı fikirdeyim. Aynı kararsızlıkta yani. Bir taraftan böyle ünlü, iyi yazarların tanıtılması, hiç değilse daha çok insan tarafından adının bilinmesi güzel bir şey gibi geliyor; diğer taraftan da romana yapılan bir haksızlıkmış gibi.

    Yazıda da geçen “insanlara edebiyatı sevdirmek” muhabbeti asıl ilgimi çeken. Saçma ve dahi komik geliyor bana. İnsanlara niçin edebiyatı sevdireceksin? Seven sever, sevmeyen sevmez. Bunun için ekstra bir şey yapmaya ne gerek var, o meşhur tabirle “halka inmek” ne işe yarar? K dergi böyle çıkmıştı ya, “Edebiyat eğlencelidir” diyordu sloganlarında. Ben de ciddi anlamda, özlemi duyulan edebiyatla hayatı birleştiren bir yayın beklemiştim; oysa bambaşka bir şey çıktı. İnsanlara edebiyatı sevdirdi mi? Bunu o insanlara sormak lazım, her kimseler…

    Geçenlerde gördüm, 6.45 de buna karşılık “Edebiyat eğlenceli değildir” yazmış duvarlara. (Yazmış değil aslında ama o şeyin adını unuttum, baskı gibi, neyse.) Bu çok daha hoşuma gitti, gerçi kötücül edebiyatı da savunan biri olmasam da edebiyatın eğlenceli olmadığının, çerez olmadığının vurgulanması güzel bir şey.

    Konuya dönersek tekrar, Marquez’i herkesin okuması ya da herkesin bilmesi bir işe yarar mı? Facebook’ta baktım, Tutunamayanlar en çok okunan kitaplardan. Eee? Sonuç? “Tutunamıyorum Tanrım, intihar mı etsem” diyen salak bir gençlik.

    Uzatmadan herkesin bu iyi kitapları okumasının hem gerekli olmadığını hem de bir işe yaramayacağını söylemeye çalışıyorum. Başka bir örnek vermek gerekirse, bırakınız adam Yılmaz Erdoğan şiirleri okusun, ona illa İsmet Özel, Turgur Uyar bileceksin diye bir şeyleri dayatmanın anlamı yok. Şart da değil zaten o isimleri bilmesi. Fakat burda ince bir nokta var, o da ilk başta söylediğim gibi Pınar İlkiz’e katılmamın nedeninidir: bu şekilde, bu ve benzer uygulamalarla bu yazarlarla tanışan insanların bir kısmı böyle şeylere ihtiyacı olduğunu hisseder, aradığım buydu der ve bu kapıdan girer, Marquez okur, yetmez Camus okur. Bu açıdan bakıldığında da olumlu bir tarafı var sanki işin.

    Şunu da eklemek isterim, Yüzyıllık Yalnızlık, defalarca baştan başlayıp yarım bıraktığım kitaplardan biridir. O da ilginç

  2. Bir nacizane düzeltme, söz konusu “şablonları” duvarlara 6.45 yayıncılık değil de, kendilerini onlara yakın hissedenler yapıyor bildiğim kadarıyla. Hatta polis yayınevine sorguya gitmiş örgüt müsünüz gibilerinden.

    Bir kısım insanın ruhunu parçalayıp yazdığı kitapların eğlenceli olduğunu iddia etmek biraz safidillik olur tabii. Çilesiz yazma olmayacaktır. sadece eğlenceli yanlarını görmek de, bugün okuyup yarın unuttuğumuz, hızla akıp giden metinler dünyasında herşeyde olduğu gibi yanaştığımız bir kolaycılık.

    Ancak tam tersi, ben de Kafka gibi acıyla kasayım demenin iyi bir yapıt ortaya çıkaracağını da iddia edemeyiz. Gülümsemek iyidir ne de olsa.

    Ancak ben şu Facebook hikayesine takıldım, gerçekten en çok okunan kitaplardan mı? Sanmıyorum. Bizim sağ sütundakiler gibi bir etiket nihayetinde o sitede herhalde.

    “Edebiyatla hayatı birleştiren bir yayın”ı pek olası görmüyorum kendi adıma. Sadece iyi edebiyat olsun o da yeter.

    Zaten her yazılan okuyucusunu, her suya düşen beyaz mantolu adam da, onun peşinden atlayan bir bıyıklısını bulur. Bulmuştur.

  3. O şablonlar konusunda kafam karışıktı, polis bunlara bi şey demiyor mu yahu? diyordum. Aydınlandım Barış Y., sağol:)
    İyi edebiyat zaten edebiyatla hayatı birleştirmiş, daha doğru birleştirilecek kadar ayrı görmemiştir bence. (Burdan kendini edebiyata adamak, hayatına buna vermek gibi şeyler anlaşılmasın)
    Ve bir de o acıyla kasmak filan mevzuunda aynı fikirdeyim.

  4. İnsanlarda devamlı bir şeyleri hap haline getirip ya da kendi içinde asimile edip sevdirme eğilimi var. Yazının içindeki çelişkiden de belli olduğu gibi, çok da desteklediğimi söyleyemem ama işte değişik bir şeyler deneniyor.

  5. Bugün Washington Post gazetesinde şöyle bir haber görünce gülmekten kendimi alamadım;

    “Mexican Police Hit the Books With the Help of Radio Codes

    By Manuel Roig-Franzia

    Washington Post Foreign Service
    Thursday, January 10, 2008; A16
    NEZAHUALCOYOTL, Mexico”

    Sanırım işe yaramış zira haberin görselinde ellerinde Marquez’in kitabıyla poz vermiş polisler vardı. Hayat garip.

Fikir belirtin

Kullanabileceğiniz XHTML etiketleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Yorum yapmayayım ama bu yazıdan haberim olsun