Luis Buñuel III: Son sinema
Pınar İlkiz’in Luis Buñuel’i anlattığı yazının üçüncü ve son bölümü. 1960′lı yıllar, yönetmenin düş dünyası,çocukluğuna döndüğü anıları, etrafındaki dünyanın ve kendisinin ölümü ve Buñuel sinemasına giriş rehberi.
1962’ye gelindiğindeyse IIEC’nin EOC olduğunu görüyorduk. Buñuel için yine verimli bir dönem olan 60’larda bu dönemin ikinci filmi olan “El Angel Exterminateur/Mahvedici Melek” filmini çekmişti ki bu filmler burjuvaziye ve onların lümpen alışkanlıklarına ya da bir diğer ifadeyle “nazikliklerine” taş atmaktaydı ama bunu gayet yalın bir dille yapmaktaydı. Bu filmde de yine kendi hayatında tramvatik bir şekilde unutamadığı bir anıyı filme taşıdığını görmekteydik. Aynanın karşısında saçını tarayan bir kadına dayanamayan bir erkek vardı filmde, Buñuel’in hayatında ise görülen şuydu;
“Babam bu utanç verici notlara çok sinirlenerek beni Saragosa’da bir kaç ay alıkoydu ve özel ders aldırttı. Mart ayında Madrid’e geri döndüğüm zaman, Residence’ta tek kişilik oda kalmadığını görünce, en iyi arkadaşımın kardeşi olan Juan Centeno’nun birlikte kalma önerisini kabul ettim. Odasına fazladan bir yatak ilave ettik. Orada bir ay kaldım. Tıp öğrencilerisi olan Juan Centeno sabahları erkenden kalkıyor, çıkmadan önce aynanın karşısında uzun uzun taranıyordu. Ama sadece kafasının tepesindeki saçlara özen gösteriyor, görmediği için, arka taraftakileri karmakarışık bir şekilde, öylesine bırakıyordu. Bu her gün yinelenen anlamsız hareketinden dolayı, iki üç hafta sonra ondan nefret eder hale gelmiştim. Ona minnet borçlu olduğum halde… Bilinçaltımın karanlık dehlizlerinden çıkan, bu açıklaması zor nefret unsurunu “El Angel Exterminador/Mahvedici Melek” filminin kısa bir sahnesinde kullandım.”
{mosimage}
Buñuel sırasıyla 64’te “Le Journal d’une Femme de Chambre”, 67’de “Belle de Jour” ve 69’da “La Voie Lactee”yi çekmiştir. “Le Journal d’une Femme de Chambre” ve “Belle de Jour” filmlerinde yine burjuva ve sapkınlık ön plana çıkmaktaydı. Bunun yanı sıra “Le Journal d’une Femme de Chambre” filminde bir yandan Paris’in içinde bulunduğu çalkantıları da görmekteydik. Hizmetçilerim yemek masasında gazete okumayı aksatmayan bir kahya aracılığıyla çalkantıları ve boyutlarını seyirciye ulaştırmaktaydı yönetmen. Luis Buñuel 1970’te “Tristana”yı çekmişti. Dinsel öğelere aykırılığıyla ve filmlerinde bunlara yer vermesiyle bilinen Buñuel bu filmin bir sahnesini de şöyle açıklamaktaydı;
“Yemek ya tavernada ya da Venta de Aires’te yenirdi. Kentin biraz dışında olan bu yerde, genellikle, domuz etli omlet ve keklik yer, yanında da beyaz şarap içerdik. Sonra yürüyerek dönerken, zorunlu bir molayla heykeltraş Berruguete’nin yaptığı, Kardinal’in mezarının başına giderdik. Kardinal’in boylu boyunca uzanmış heykeli önünde birkaç dakika kalırdık. Kokuşma başlamadan bir-iki saat önce yapılan heykelde, yanakların çöküklüğünü heykeltraş çok iyi vermişti. Bu çehre “Tristana”da görülmektedir. Catherine Deneuve ölünün durağan görüntüsünün üstüne eğilir.”
Buñuel ‘72’de “Le Charme Discret de la Bourgeoisie/Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”ni ve arkasından 74’te “La Fontome de la Liberte” yi çekmişti. “Le Charme Discret de la Bourgeoisie/Burjuvazinin Gizli Çekiciliği” filminde ise Buñuel bize kilisedeki bir papazın aynı zamanda burjuva sınıfına mensub bir ailenin yanında bahçıvanlığa başlamasını istemesiyle ince bir alay göstermekteydi. Bahçıvan kılığıyla görüldüğünde bir yanlış anlama sonucunda dışarı atılan papaz hemen arkasından dini kıyafetleriyle geldiği zaman ona duyulan saygı ise başka bir ince alaydır. Buñuel bu filmde kullandığı düş sahnesi için şöyle bir açıklama yapıyordu;
“Önce kuzenim Rafael’le ilgili ve “Le Charme Discret de la Bourgeoisie”nde, hemen hemen olduğu gibi aktarılmış olan düşüm. Oldukça hüzünlü, iç karartıcı ve yavan bir düş bu. Kuzenim Rafael uzun zaman önce ölmüş; biliyorum, buna rağmen boş bir yolda ona rastlıyorum. Şaşırıyor. Ona: “Burada ne arıyorsun?” diye soruyorum. Üzgün bir şekilde: “Buradan her gün geçerim” diyor. Ansızın kendimi, Rafael’in girdiğini gördüğüm, örümcek ağları ile çevrili, dağınık ve karanlık bir evde buluyorum. Onu çağırıyorum; yanıt vermiyor. Dışarı çıkıyorum. Ve aynı boş yolda şimdi de annemi çağırıyor ve ona soruyorum: “Anne, anne, böyle gölgelerin arasında kaybolmuş ne yapıyorsun?” Çok etkisinde kaldığım bu düşü gördüğüm zaman yetmiş yaşlarındaydım.”
Bununla da kalmıyor düş sahneleri;
“Tiyatro ve sinema dünyasının insanlarında sık sık rastlanabilen, benzeri bir düş daha: Birkaç dakika sonra sahneye çıkacağım, ama rolümün ilk sözcüğünü kesinlikle anımsayamıyorum. Bu; uzayabilecek, içinden çıkılmaz hale dönüşebilecek bir düş. Endişeleniyor, hatta aptallaşıyorum. İzleyiciler sabırsızlanıp ıslık çalıyor. Birini bulmaya gidiyorum, yönetmen ya da tiyatro müdürünü ve ona şöyle diyorum: Korkunç bir şey bu, ne yapmalıyım? Bana soğuk bir şekilde idare etmem gerektiğini, perdenin açıldığını ve de artık beklenemeyeceğini söylüyor. Korkunç bir sıkıntı içindeyim. Bu düşten bir görüntüyü “Le Charme Discret de la Bourgeoisie/Burjuvazinin Gizli Çekiciliği”nde vermeye çalıştım.”
1975’e gelindiğinde Kasım ayında Franco ölmüştü. Bu sırada Buñuel 1977’de son filmi olan “Cet Obscur Objet du Desir” filmini çekmişti. Zaten daha sonra 1983 senesinde hayata veda etmişti Buñuel. Buñuel filmi için şöyle diyordu;
“L’age D’or’dan uzunca bir zaman sonra, bir kadının bedenine sahip olmanın olanaksızlığı yanında, dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, hepimizin tanık olduğu saldırganlık ve güzensizlik dolu bir ortamı da yansıtmaya çalıştım.” (29) Bu filmden bir sahneyi de şöyle anlatıyordu anılarında; “Bir de bizlerin “Las Mojadures de Primavera/İlkbahar Sulaması” diye adlandırdığımız bir şakamız vardı. Herhangi bir kişinin başından aşağı bir kova şu boşaltıverirdik. “Cet Obscur Objet de Desir/Arzunun Şu Bilinmez Nesnesi” filminde Carole Bouquet’nin Fernando Rey tarafından bir garın peronunda ıslatıldığını görünce, (Rafael) Alberti eski şahamızı anımsamış olmalı.”
{mosimage}
Sonuç olarak Buñuel’in en sevdiğim filmi “Mahvedici Melek”tir. Eğer izleme şansınız varsa kaçırmayın derim ama daha kolay ulaşılabilen filmlerinden ise “Arzunun O Karanlık Nesnesi” ile sevimli bir şekilde gerilebilir, “Burjuvazinin Gizli Çekiciliği” ile gülebilirsiniz, sizi kimse engelleyemez. Bu yazıda geçen kaynaklar ise aşağıdaki gibidir.
Meraklısına;
- Abisel, Nilgün – Sessiz Sinema - Om Yayınevi – 2.Baskı – İstanbul 2003
- Armaoğlu, Fahir – 20. Yüzyılın Siyasi Tarihi - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – 5.Baskı – Ankara 1988
- Buñuel, Luis – Son Nefesim - Afa Yayınları – Eylül 1986
- Bürger, Peter – Theorie de Avantgarde –Suhrkamp Verlag Frankfurt am Main - 1974
- Genios de la Pintura DALİ – VEGAP – España 2004
- Labarrere, Z. Andre – Atlas du Cinema – Le Livre de Poche – 2002 - Fransa
- Orr, John – Cinema and Modernity – Polity Press – 1993
- Keown, Dominic – Metalaştırma Eleştirisi– Toplumbilim Dergisi - Avrupa Sineması Özel Sayısı - Ocak 2005 – Ankara
- Onaran, Oğuz - Gerçeküstücü Buñuel – 25.Kare – Ocak 1997 – Ankara
- Öztürk, Mehmet– Sinemada Gerçeküstücülük - Varlık Dergisi – Aralık 2004 – İstanbul
Önceki yazılar:
İspanya ve Fransa’nın Paylaşamadığı: Buñuel











Fikir belirtin