Pandomim sanatının ustası Marcel Marceau 2007 Eylül’ünde, sonbaharı karşılamaya bir gün kala ayrıldı aramızdan. Geçen Ocak ayında kaybettiğimiz oyuncu Erdinç Dinçer‘in de bir dönem öğrenciliğini yaptığı Marceau, hayata bir sıfır yenik başlayanlardandı.

Marceau, Nazi işgalinde babasını kaybetmiş, 1944’te aralarına katıldığı direnişcilerle beraber pek çok çocuğun hayatını kurtarmış. İlk sahne performansını askerlere yapan Marceau, savaş sonrası da kendisini bütünüyle sanatına adamış; Charles Dullin ve Etienne Decroux gibi ustalardan eğitim görmüş, 50 yıl süren sessiz bir şölen sunmuştur hayranlarına. Susmayı bilmeyeceğinden korkarak, sanat yaşamı boyunca bedeni ve ifadeleriyle konuşmuş, insanlığın en çok ihtiyacı olduğu şeyin biraz “sessizlik” olduğunu savunmuştur.

“Bazen çeneyi kapatmak iyidir.”

Marcel Marceau, 1950’lerde ülkesi Fransa’da bile pek tanınmıyordu; küçük bir tiyatroda sahne alıyor, kısıtlı seyircisini muhteşem gösterileriyle büyülüyordu. O sıralarda Paris’e turneye gelmiş olan Laurel&Hardy çifti, sanatçının yeteneğini bir şekilde duyarlar ve bir gece seyretmeye giderler. Birkaç gün sonra, Laurel&Hardy şovlarının ikinci yarısında, seyirciyi böylesine bir yeteneğe ilgisizliklerinden dolayı paylayarak, sahneyi Marceau’ya bırakırlar.

Üç evlilikten dört çocuk sahibi olmuş sanatçının “marche contre le vent/rüzgara karşı adım” adını verdiği çalışması, Michael Jackson’a da Moonwalk’u yaratırken ilham kaynağı olmuş. 1947’de yarattığı çizgili kıyafeti, üzerinde bir gülü olan eski şapkasıyla zihinlere kazınan hüzünlü palyaço karakteri Bip ise, günümüz Don Kişot’u olarak düşünülebilir.

“Kamptan dönenler orada olanlar hakkında hiçbir zaman konuşamadılar. Benim soyadım Mangel. Musevi’yim. Belki de bu yüzden sessizliği seçtim.”

Amerika’da -ve Japonya’da rahmetli Barış Manço havasında– oldukça sevilen sanatçıdan bu kadar bahsetmişken, Tom Waits’ten bahsetmemek olmaz.

Waits, koleksiyonundaki en ilginç albümün, Marceau’nun 1970 yılında yaptığı “The Best of Marcel Marceau” adlı albümü olduğunu söyler. Albümü dinlerken etraftakilerin konuşmasından büyük rahatsızlık duyduğunu belirten Waits, aslında Marceau’nun bu albümü piyasaya sürmek amacıyla yapmadığını bilir mi bilemeyiz ama o yıllarda 26 yaşında olan prodüktör Michael Viner kaydı piyasayla dalga geçmek adına çoğaltır.

Albüm, iki tarafı 19ar dakikadan tamamıyla “sessiz” bir albümdür. Son 1 dakikasında ise çılgın bir alkış sesi duyulmaktadır. Albüm o kadar tutar ki, denilene göre bir de çocuklar için yeniden piyasaya sürülmüştür; içerik aynı, sadece kapak çocuklar için daha eğlenceli hale getirilmiştir. Albüm için hazırlanmış bir videoyu aşağıda izleyebilirsiniz; her ne kadar sessizlik, aynı sessizlik olmasa da alkışlar -hep birbirine- benziyor.

Pandomim gösterileri dışında filmlerde, tiyatro oyunlarında aktörlük yapan Marceau, bazen rolü gereği yine sessiz sanat yapmaktaydı fakat konuştuğunu da gözlemlediğimiz oldu. Sinema tarihine bir çeşit “renk” katan Mel Brooks imzalı, 1976 tarihli “Silent Movie” adlı, sessiz sinemanın bir parodisi olan filmde, çeşitli ses efektleri hariç bir tek ses duyulmaktadır. Filmde meşhur Marcel Marceau’nun sadece bir sahnesi vardır ve söylediği tek bir kelime: “No!”. Marcel, acaba neye hayır diyor?

İnsan kalbini ve yaradılışını vurgulayan gösterileriyle pandomimi dünyaya sevdiren Marceau, çok sevdiği Mozart’ın 21 no’lu piyano konçertosu ile defnedildi, ruhu huzur bulsun.

1999’dan beri New York, 18 Mart’ı “Marcel Marceau Günü” olarak kutluyor, bize de kutlu olsun!

“Ben görüneni görünmez, görünmezi görünür kılıyorum. İnsanlar sessiz olduğumuzda söyleyecek hiçbir şeyimiz olmadığını düşünüyorlar.”
Fotoğraf: Pınar İlkiz
Fotoğraf: Pınar İlkiz